Devlet Bahçeli’nin onayı ile Adalet Bakanı olan Akın Gürlek İddianameleri, hukuki belge değil siyasi belgedir
Türkiye’de yargı sisteminin en temel prensibi olan “tarafsızlık” ve “bağımsızlık” ilkeleri, son yıllarda eşine rastlanmamış bir sınavdan geçiyor. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koltuğundan doğrudan Adalet Bakanlığı makamına uzanan o meşhur “hızlı yükseliş” hikayesi, bu sınavı bir meşruiyet krizine dönüştürmüş durumdadır.
Gürlek İddianameleri: Siyasetin Gölgesinde Bir Yargı Krizi
Hukuk devletinde bir savcının en büyük gücü, siyasi otoriteden bağımsızlığıdır. Ancak Akın Gürlek’in kariyer trafiği incelendiğinde; yürütme organı ile yargı organı arasındaki sınırların tamamen ortadan kalktığı görülmektedir.
Adalet Bakan Yardımcılığı gibi tamamen siyasi ve idari bir görevden gelip, İstanbul’un tüm soruşturmalarını yöneten “Başsavcı” makamına oturmak, o dönemde hazırlanan tüm dosyaların üzerine şüphe düşürmüştür. Bu nedenle, kamuoyunda tartışılan pek çok davanın temelini oluşturan Gürlek İddianameleri, objektiflik kriterini tamamen yitirmiştir.
Bir savcının, siyasi bir makama atanacağını bilerek veya bu hedefle hareket ederek hazırladığı her dosya, hukuk tekniği açısından “sakat” sayılır. Çünkü yargı mensubunun sadece vicdanına ve kanunlara göre değil, siyasi ikbaline göre hareket ettiği algısı bir kez oluştuğunda, o yargılamadan adalet çıkması imkansızdır. Dolayısıyla İstanbul’da son dönemde açılan ve muhalefeti sindirmeye yönelik olduğu iddia edilen pek çok davanın dayanağı olan Gürlek İddianameleri, hukuken geçersiz kabul edilmelidir.
Anayasa 140. Madde ve Meşruiyet Tartışması
Anayasamızın 140. maddesi, hakim ve savcıların niteliklerini, hizmet esaslarını ve tarafsızlıklarını güvence altına alır. Bu maddeye göre, bir yargı mensubunun siyasi bir makamla bu denli iç içe geçmesi, anayasanın ruhuna aykırıdır. Savcılık makamından istifa etmeksizin siyasi bir kimliğe bürünmek veya siyasi bir kimlikten doğrudan savcılığa dönmek, “doğal hakim ve savcı” ilkesini zedeler.
Eğer bir başsavcı, görev süresi biter bitmez siyasi bir rozet takıyor veya bakanlık koltuğuna oturuyorsa, onun döneminde yürütülen soruşturmalarda “talimat” şüphesi kaçınılmaz hale gelir. Bu bağlamda, yürütmenin bir parçası haline gelmiş bir iradenin ürünü olan Gürlek İddianameleri, savunma hakkını ve adil yargılanma hakkını temelinden sarsmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları da “bağımsızlık görünümünün” dahi adaletin tecellisi için şart olduğunu vurgular. Oysa bu tabloda ne bağımsızlık ne de bağımsızlık görünümü kalmıştır.
İddianameler Düşmeli, Tutuklular Serbest Kalmalı
Gelinen bu noktada tek çıkış yolu hukuk rotasına geri dönmektir. Şaibeli hale gelen ve tarafsızlığı tartışmalı olan bir makamın hazırladığı Gürlek İddianameleri derhal hukuki incelemeye alınmalı ve bu iddianamelerle açılan davalar düşürülmelidir. Bir iddianamenin meşruiyeti, onu hazırlayan makamın tarafsızlığına bağlıdır. Tarafsızlığı çökmüş bir makamın hazırladığı dosya, artık bir “iddianame” değil, bir “iddia” düzeyinde bile kalamaz.
Özellikle siyasi mülahazalarla tutuklu bulunan kişilerin durumu ivedilikle ele alınmalıdır. Hukuki dayanağı çöken dosyalar üzerinden insanların özgürlüğünden mahrum bırakılması, bir devletin işleyebileceği en büyük hukuk suçudur. Bu dosyalardaki tüm tutuklular serbest bırakılmalı ve yargılamalar, hiçbir siyasi bağ şüphesi taşımayan yeni Cumhuriyet Başsavcıları tarafından “tutuksuz” olarak sil baştan yürütülmelidir.
Sonuç: Hukukun İtibarı İçin Temizlik Şart
Yargı, hiç kimsenin veya hiçbir siyasi partinin arka bahçesi olamaz. Akın Gürlek’in Bakanlık koltuğuna oturması, aslında İstanbul’daki tüm yargı sürecinin siyasi bir operasyon olduğunun itirafı niteliğindedir. Gürlek İddianameleri üzerinden şekillenen bu süreç, Türkiye’nin demokrasi karnesine kara bir leke olarak geçmiştir.
Eğer adalet mülkün temeli ise, o temeli sarsan bu siyasi müdahaleler durdurulmalıdır. Toplumun yargıya olan güvenini yeniden inşa etmenin tek yolu, siyasallaşmış tüm dosyaları rafa kaldırmak ve adaleti ehil, bağımsız ve tarafsız ellere teslim etmektir.
Gürlek İddianameleri sonrası MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına atamalar karşısındaki, “görevlerinden affını talep eden Adalet ve İçişleri Bakanlarımıza teşekkür ediyor, bunların yerine kanun ve meşruiyet dairesinde atanan Adalet ve İçişleri Bakanlarımıza ayrı ayrı başarılar diliyor, tebriklerimi iletiyorum” dikkat çekmektedir.
Anlaşılan o ki Bahçeli bu atamalar konusunda Erdoğan’a onay vermiştir.
Aksi takdirde, bugün verilen her karar yarın hukuk önünde mahkum olacak ve bu kararların altında imzası olanlar tarih karşısında hesap verecektir. Gürlek İddianameleri çökmüştür; şimdi sıra adaleti bu enkazın altından çıkarmaktadır.
Sonuç: Adalet Mülkün Temelidir, Siyasetin Değil!
Yargı, hiç kimsenin veya hiçbir siyasi partinin arka bahçesi olamaz. Akın Gürlek’in Bakanlık koltuğuna oturması, aslında İstanbul’daki tüm yargı sürecinin siyasi bir operasyon olduğunun itirafı niteliğindedir. Gürlek İddianameleri üzerinden şekillenen bu süreç, Türkiye’nin demokrasi karnesine kara bir leke olarak geçmiştir.
Eğer adalet mülkün temeli ise, o temeli sarsan bu siyasi müdahaleler durdurulmalıdır. Toplumun yargıya olan güvenini yeniden inşa etmenin tek yolu, siyasallaşmış tüm dosyaları rafa kaldırmak ve adaleti bağımsız ellere teslim etmektir. Gürlek İddianameleri çökmüştür; şimdi sıra adaleti bu enkazın altından çıkarmaktadır.
Akın Gürlek Kimdir?
1982 Nevşehir doğumlu olan Akın Gürlek, 2005 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. Kariyerine hakim olarak başlayan Gürlek; Selahattin Demirtaş, Canan Kaftancıoğlu, Sözcü Gazetesi ve Hrant Dink davası gibi Türkiye’nin en kritik siyasi davalarında mahkeme başkanı olarak görev yapmıştır. Özellikle Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu hakkındaki ihlal kararını uygulamayarak yargı krizine yol açmasıyla kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır. 2022’de Adalet Bakan Yardımcılığına atanarak yürütmeye geçmiş, 2024’te ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevine getirilmiştir. Muhalefet tarafından “seyyar giyotin” olarak nitelendirilen Gürlek, 11 Şubat 2026 itibarıyla Adalet Bakanı olarak Kabine’ye girmiştir.
