Devlet bahçeli ve can güvenliği

DEVLET BAHÇELİ

15 Aralık 2015

Dökülen şehit kanlarının vebali kimlerin omuzlarındadır?

Küçücük yaşta babasız kalan yavruların sorumluluğunu kimler, nasıl üstlenecektir?

Sayın Erdoğan, evladının İstanbul’da 5 adet restoran açmasıyla ilgili itiraflarını, “Gıda sektöründe küçük çaplı işler” diyerek savunmayı biliyorsun da, bu milletin tertemiz çocuklarının yarınsız kalmasını ne hakla mesele etmiyorsun?

Bir yanda haram limanlarında demirleyen gemicik filosu sahipliğinden karlı restoran zincirine uzanan talihli mahdumlar, diğer yanda yetim ve zorda kalan körpecik çocuklar.

İşte Türkiye’nin çelişkisi bu kadar gün yüzünde, Türk milletinin dramı bu kadar meydandadır.

Var olan, günden güne yoğunlaşan, gittikçe çetrefilleşen ve anormal boyutlara ulaşan haksızlığın, eşitsizliğin, adaletsizliğin üzerine üzerine gitmeden ülke olarak belimizi doğrultmamız hayaldir.

Türkiye’de kazanan, servetine servet ekleyen bir avuç sonradan görmedir.

Türkiye’de hali ve vakti imrenilecek seviyede iyi olan küçük bir saray azınlığı, iktidardan nemalanan ufak bir zümre dışında hiç kimsenin memnuniyetinden bahsetmek söz konusu değildir.

Devletin hazinesine hortum bağlayanlar için şehit gelmiş, teröristler saldırmış, Türkiye yönetilemez duruma düşmüş, önemli değildir.

Onlar saltanatlarını sürdürmekle meşgullerdir.

Görüyorsunuz, Doğu ve Güneydoğu’da Türk devleti adeta geri çekilmektedir.

Şu anda ülkemizde tam bir kaos hakimdir.

Bu adı konulmamış ve örtülü etnik bir tasfiyedir.

Kobani’de devreye koyulan kirli plan, aynısıyla ülkemizin değişik il ve ilçelerinde sistematik olarak gündemdedir.

Türkiye Cumhuriyeti sanki egemenlik haklarından vazgeçmektedir.

Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçeleriyle, Mardin Nusaybin’de dünden itibaren sokağa çıkma yasağı getirilmiştir.

Bunun yanında, Cizre ve Silopi’de görev yapan 3 bini aşkın öğretmene milli eğitim müdürlükleri tarafından gönderilen cep telefonu mesajıyla bulundukları yerleri terk etmeleri istenmiştir.

Bu devlet nerededir?

Bu hükümet ne iş yapmaktadır?

Öğretmenini koruyamayan, okulunu açık tutamayan, asayişi temin edemeyen bir iktidara Türk milleti daha ne zamana kadara tahammül ve sabır gösterecektir?

AKP’ye oy veren kardeşlerim, lütfen şu sorunun cevabı üzerinde tefekkür ediniz; bugüne kadar cami yakıldığını, kutsallarımıza el uzatıldığını hiç duydunuz mu?

Devletin aczini ve köhnemişliğini hiç bu kadar gördünüz mü?

Bugüne kadar hiç bu kadar korkak ve tabansız bir iktidara şahit oldunuz mu?

Sayın Erdoğan, sana soruyorum, kaçak sarayda muhtarlarla toplanıp ona buna sataşmayı biliyorsun da, elimizden kayıp giden vatan coğrafyasını nasıl görmüyorsun?

PKK silahlanıyor, her yere bomba döşüyor, cephane yığıyor, militan devşiriyor; gelin görün ki Erdoğan ve Davutoğlu ihaneti milli birlik ve kardeşlik projesi uydurmasıyla kapatmaya çalışıyor.

AKP, PKK terör örgütüne boyun eğmiş, buyur etmiştir.

AKP, PKK terör örgütünün güç kazanmasına göz yummuştur.

AKP, devleti geriletmiş, PKK’yı ilerletmiştir.

Hıyanet alenileşmiş ve iktidarda vücut bulmuştur.

Teslimiyet yayılmış ve iktidarı ele geçirmiştir.

Nitekim Türkiye onca buhran yaşarken, dış politikada kaybedilmemiş mevzi kalmamışken, Rus uçağının düşürülmesinden hemen sonra başkanlık sistemiyle ilgili anketler yayınlayıp destek artıyor propagandası yapmak tamı tamamına ahlaksızlıktır.

Erdoğan’ın başkanlık takıntı ve rüyası milletimizin acılı ve sorunlu halini alaya almak, bencilliği ve koltuk sevdasını her şeyin önüne geçirmekten başka bir manaya gelmemektedir.

Dört parçalı Kürdistan sapması Erdoğan’a göre makuldür.

Kaldı ki bunu doğrulayacak çok sayıda söz ve kanaati vardır.

Planlanan dört parçalı Kürdistan’ın Türkiye ayağında bu 20 il bulunmaktadır.

Ve Türkiye süratle uçuruma yuvarlanmakta, oldubittiye getirilerek parçalanması, yeniden masaya çıkarılan Şark Meselesi çerçevesinde insan ve toprak temelinde bölünmesi dayatılmaktadır.

Tehlike çok büyüktür.

Küresel güçlerin esas ve gizli gündemi Suriye’nin bölünüp bölünmemesinden, Irak’ın ne olup olmamasından ziyade Türkiye’nin hangi doz, süre ve hızda parçalanacağıdır.

Bize göre düğmeye basılmış, kanlı görev taksimi yapılmıştır.

Barzani öyle taltif edilmiştir ki, sarayda karşılanmış, Kürdistan bayrağı altında Başbakanla buluşmuştur.

Erdoğan, 2007’de Barzani muhatabımız olamaz, teröre örgütüne yataklık yapıyor derken sanıyorum bugünleri hiç hesaba katmamıştır.

Şimdilerde en has dostu ve müttefiki olan da yine Barzani olmuştur.

Bu ne kepazeliktir?

Erdoğan Türkmenistan’dan dönerken, Barzani’nin PKK konusunda bazı rahatsızlıkları olduğunu söylemiştir.

Erdoğan, peşmergenin rahatsızlığına çare olmuş mudur?

Ona petrol ve bazı özel ticari ilişkiler karşılığında açık çek vermiş midir?

Kaçak saraydan ise, Erdoğan’ın Barzani’yle IŞİD ve PKK başta olmak üzere, tüm terör örgütleriyle mücadele konularını ele aldıkları bilgisi sızdırılmıştır.

Demek ki, binlerce Türkmen’in katiliyle terörle mücadele konuşulmuştur.

Diyorum ki, Barzani’den gelecek hayır Allah’tan gelsin.

Barzani kimdir de, terörle mücadelede işbirliği yapılacaktır?

Ha Öcalan, ha Barzani, sorarım sizlere, aralarında ne fark vardır?

Şehitlerimizin kanlılarından birisi de bu peşmerge kalıntısı değil midir?

3 Mayıs 2016

Hiç kimsenin can güvenliği garanti değildir.

Sınır ötesinden ateşlenen ve yerçekiminden dolayı düştüğü dalga geçer gibi söylenen roketlerin ne zaman can alacağı, bombaların ne zaman patlayacağı belirsizdir.

Türkiye Ortadoğu’daki tüm istikrarsızlıkları ithal etmiş durumdadır.

Siyasetten ekonomiye, sosyal ve kültürel hayattan ticaret, sanat ve spora kadar zarar görmemiş, zaaf geçirmemiş hiçbir alan hemen hemen kalmamıştır.

Terörizm çok cepheden ülkemize yüklenmektedir.

Maalesef iktidardaki dağınıklık ve koordinasyon eksiklikleri endişelerimizi daha da artırmaktadır.

Terör Bursa’dan Manisa’ya, Giresun’dan Mardin’e, İstanbul’dan Kilis’e kadar girmedik, etki etmedik, provokasyon yapmadık yer ve bölge bırakmamıştır.

Sınır ötesi kaynaklı tehlikeler azmış ve fazlalaşmıştır.

PKK ve IŞİD saldırılarını eş zamanlı düzenlemektedir.

Bu olaylar karşısında Dışişleri Bakanı geçen haftaki bir demecinde şöyle demiştir: “Bizim esas amacımız 98 km’lik Menbiç bölgesini IŞİD’ten temizlemektir.”

Sayın Bakan sanıyorum düşünmeden konuşmuş, telaşının kurbanı olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin esas amacı önce vatanını ve milletini korumaktır, diğer gayeler yalnızca ikinci planda olmalıdır.

26 NİSAN 2016

Hiç kimsenin can güvenliği yoktur.

Kilisli vatandaşlarımız çocuklarını okula göndermekten, toplumsal hayata güvenle katılmaktan çekinmektedir.

Kilis’in artan sorunları nedeniyle önce Kadın ve Aileden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Ruhsar Demirel’i lazım gelen araştırmaları yapmak üzere bölgeye gönderdik.

Ardından, geçen hafta, Genel Başkan Yardımcımız Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Fahrettin Oğuz Tor ve Hatay Milletvekilimiz Mehmet Necmettin Ahrazoğlu’dan oluşan bir heyeti geçen hafta Kilis’teki gelişmeleri incelemek üzere görevlendirdik.

Arkadaşlarımızın ulaştığı sonuç bizler açısından fecaattir.

Kilis’e bomba yağmaktadır.

Hükümet duyarsız ve atıldır.

Sosyal hayat can çekişmektedir.

Evlerde oturmak bile emniyetli değildir.

Hastaneler talep ve ihtiyaçlara cevap vermekten uzaktır.

Esnaf kan ağlamakta; vergi, sosyal güvenlik primi ve diğer ödemelerin ertelenmesini beklemektedir.

16 MAYIS 2015

Antalya’daki eşitsizliği, adaletsizliği açıkça görüyorum.

Yurt dışından turist geliyor tatil için.

Anadolu’dan Toroslar’dan, Teke’den ise vatan evladı geliyor turiste hizmet için.

Turist arttıkça iş bulma umuduyla göç de artıyor,.

Antalya Türkiye’nin nüfusu en hızlı artan illerinden biri oluyor.

Gelenler umutsuz ve çaresiz, kalanlar da yılgın ve bezgin.

Antalyalı günden güne yoksullaşıyor. Gelir dağılımı adaletsizliği alarm veriyor.

Suçlar giderek artıyor.

Can güvenliğiniz azalıyor.

Ve hükümet ne yapıyor: Yalnızca seyrediyor.

Çarpık turizm politikaları bu sektörü giderek yabancılaştırıyor.

Ve Hükümet ne yapıyor? Sadece izliyor.

Hatta alkışlıyor. Destekliyor.