Bülent kuşoğlu

DÖVİZ BİRİLERİNİ ZENGİNİ YAPIYOR

Doların bu kadar yükselmesini daha önceden bilip te dolar biriktirenler yarın iflas edecek olan bankaları ve büyük özel sektör kuruluşlarını kimler satın alacak onlara bakmamız lazım.

Soru: Döviz Kurlarının da ki artışı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kuşoğlu: Türkiye döviz kurları ile ilgi ne yapması gerektiğini bilmiyor değil. Türkiye mali krizler konusunda döviz krizleri konusunda deneyimli bir ülke. Halen bürokrasimizde, siyasilerimizde, akademisyenlerimizde bu konuda yapılması gerekeni biliyor fakat Türkiye’de son olaylara baktığımızda göz göre göre hiçbir şekilde gerekenler yapılmıyor. Yâda yaptırılamıyor. Yâda birileri tarafından yaptırılmıyor. Örneğin Merkez Bankası en az 150 basmanın en son PPK toplandığında ez az 150,200 baz puan artış ön görüyorken, beklenti o doğrultudayken—— yani normal koşullarda bir demokraside 150-200 puan faizin arması gerekiyorken herkes böyle düşünüyorken ekonomi disiplininin gereği o iken faizi artıramadı.

Soru: Faiz neden artırılamadı?

Siyasi otoritenin baskısı nedeniyle artırılamadı. Neden siyasi otorite faizleri artırmadı da döviz bu kadar yükseldi. Dövizin bu kadar yükselmesine müsaade edildi ve şimdide dövizin yükselmesine müsaade ediliyor. Birkaç ay içerisinde döviz 7 TL’ye geldi. Ve ikiye katlandı. Peki, bu olurken geçmişteki devalüasyonları hatırlayın 1 gecede bir kararname çıkıyordu. Dövizde %40 artış 60-70 artış oluyordu. Birilerde zengin oldu diye iddia ediliyordu. Elinde döviz bulunanlar konudan haberdar oluyorlarsa bir gecede zengin oluyorlardı. Döviz borcu olanlarda fakirleşiyordu. Şimdi Türkiye bankaların ve özel (reel) sektörün iflas ettiği bir noktada. Bankalarında çok borcu olduğunu biliyoruz. Sendikasyon borçları var. Real sektöründe önemli ölçüde 300 milyar doların üzerinde borcu var. Büyük bir sıkıntı söz konusu olacak, iflaslar söz konusu olacak. Bu da yakında başlar.

Soru: Şimdi dövizi elinde kim tutuyor? Elinde döviz tutan firmalar hangileri? Kimler bu iflas eden bankaları ve özel sektör kuruluşlarını alacak?

Siyasi otorite dövizin yükselmesine bu kadar müsaade ediyor. Görüyoruz bunu göz göre göre dövizin inmesini sağlamıyor. Gerekli adımları atmıyor. Birilerini döviz zengini yapıyor. Birilerini de döviz borcu olduğu için iflas noktasına getiriyor. Bir süre sonra bu bankalarda, Real sektör kuruluşlarımda el değiştirecek. Buda hükümetin bunu bilerek yaptığını gösterir. Bu siyaseten yapılan çok büyük bir oyun ve bu oyun Türkiye dengelerini gerçekten değiştirecek riskli bir oyun. Türkiye’nin geleceğini de ipotek altına alan bir oyun ve bu oyunda tehlikeli. Bunu da sanki Amerika Trump yapıyormuş gibi gösteriliyor.

Soru: 16 Nisanda Başkanlık Sistemi önerilirken Merkez Bankasının faizleri düşürmemesinde şikâyetçiydi Sayın Erdoğan başbakanlık döneminden, Enflasyonun yüksek olasını faizlerin yüksek olmasına bağlıyordu. Anayasa değişikliğinde diyorduk. Türkiye Demokratik parlamenter rejiminde gerekli önlemleri zamanında alamıyordu. Başkanlık sistemi ile otorite tek olursa bürokrasi, yargı, siyaset, hukuk her şey üzerinde yasama ve yürütme tek kişinin elinde olursa bu sorunlar yaşamaz diyordu. Nisanda kabul edildi 24 Haziranda yürürlüğe girdi. Tek kişinin yâda Başkanın yönetiminde olan Türkiye’de döviz ikiye katlandı. Dediğiniz gibi önlemelerde henüz alınmadı. Türkiye resmi devalüasyonu henüz kabul etmedi ki herkes bilsin kurumuz -5-6-7 liradır. Bide kiracıların durumu var. Evinin bankadan çektiği faizli parayla alan insanlarımızda sıkıntıda. Çünkü faizlerde artacak.

Bu çerçevede Başkanlık Sistemi neden çözün olmadı da, çözüm yerine kriz üretti?

Türkiye’nin kamuda bir reforma ihtiyacı vardı. Bürokrasimiz yeterinde teknolojiden istifade edemiyordu. İletişimdeki gelişmelerden yeterince istifade edemiyordu. Hem idari hem de teknolojik reforma ihtiyacı vardı devletin. Ama şimdiki gibi bir sistem değişikliğe ihtiyaç yoktu. Yapılan değişiklik temel olarak şu: Baş bakanlığın kaldırılması, başbakanlık Selçuklulardan beri hükümeti temsil eden icrayı temsil eden bir makamdı. Cumhurbaşkanlığı da, Padişahlık da, Selçuklular da Hakan’da devleti temsil ederdi. Cumhurbaşkanlığı da başbakanlıkta devleti icrayı temsil eden makamlardı. Birlikte çalışırlardı. Buda bir devlet geleneğiydi. Binlerce yıllık bir geleneğimizi ilk defa ortadan kaldırıyoruz. Yerine devletin, hükümetin, siyasi partinin iç içe geçtiği bir sistem kurduk. Hepsi tek bir kişi tarafından temsil ediliyor. Devlet ve hükümet yürütme erki tek bir kişi tarafından idare ediliyor aynı kişi yasama yetkisine de sahip. Hem yasamayı belirliyor hem de yasamayı yapabiliyor. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabiliyor. Aynı zamanda yargıyı da atıyor. Böyle bir anormallik oldu ilk defa. Bu padişahlık ve krallık sisteminde olmayan bir yetkidir. Biz genelde merkeziyetçilikten şikâyet ederiz ya genelde bu merkeziyetçiliğinde merkeziyetçiliği oldu. Her türlü kararı Ankara veriyor diye şikâyet ederdik. Şimdi bütün kararları Anakara değil Beştepe veriyor. Yani Ankara’nın da yetkisi kalktı ortadan Beştepe tarafından karar verilir oldu. Beştepe’nin onaylamadığı, kabul etmediği hiçbir karar yürürlüğe giremiyor. Böyle bir yapı oldu. Bu arada bizim klasik devlet sistemimiz, bürokratik ve idari sistemimizde çökmüş oldu. Bizim kötü bir sistemimiz yoktu. İddialı bir bürokratik sistemimiz vardı. Devlet kültürü olan bir ülkeydik biz. Bütün bunları yok ettik. Bir gecede başka bir sisteme geçtik ve çalışmayan bir sistem söz konusu oldu. Çünkü Cumhurbaşkanlığı ile gelecek en az 500 bürokratik koltuk var Ankara’da şu anda. Buda en az 5 bin demektir. Çünkü onlara bağlı koltuklarda var. Bu devlet aklının yok edilmesi demektir. Şu anda da devlet aklı gerçekten yok oldu. Liyakat sistemi ortadan kalktı. Sadece Cumhurbaşkanlığı ve bakanların aklı ile gelen giden sistem söz konusu oldu. Bir taraftan da şu anda kabine diyoruz. hükümet diyoruz. Hükümet ve kabine yok aslında. Bakanların siyasi bir sorumluluğu da yok aslında. Hepsi atanmış kişiler. Parlamentoya hesap vermiyorlar ama hesap verecek durumda değiller. Çünkü siyasi sorumlulukları yok, siyasi bir güçleri yok. Atanmış insanlar. Sarayın memurları diyebiliriz. Siyasiler karşısın dada boyunları bükük durumdalar. Dikkat ederseniz afetlerde bakanlarla beraber bazı siyasetçilerde gidiyor. İktidar partisine mensup siyasetçilerde gidiyor. Onların zorlaması bazı şeyler rahat yapılıyor. Bakanlar yapamıyor bazı şeyleri, gereken emirleri veremiyor yeteri kadar. Valiler karşısında bürokrasi karşısında bakanların elleri ayakları bağlı ve yetersiz kalıyorlar. Çünkü valilerde atanmış bakanlarda atanmış. Aralarında önemli bir fark yok. Öyle görülüyor. Siyasiler tarafından bakanlar bir validen bir genel müdürden farklı görülmüyor. Onun için sistem tıkanmış bir vaziyette.

Soru: Eğer tek adam yönetiyorsa tek adam kılıcı vursun deniz arşivi durdursun. Tek adam kılıcı vursun Amerika’yla ilişkileri düzelsin. Ya da tek adamı başla Türkiye’nin başında. İşler zaten o vaziyete gelmiş durumda. Türkiye’nin bu kadar kolay avlanabilmesi, etkilenebilmesi Amerika tarafından sistemin bu şekilde olmasından dolayı tek adam sistemi olmasından dolayı.

Soru: Amerika başkanı Trump; Kore ile kavgalı, İran ile kavgalı, Çin ile kavgalı, Almanya ile kavgalı, Rusya ile kavgalı bu ülkelerin hiç birinde dolar ikiye katlamadı.

Türkiye’de neden bu kadar etkisi görüldü?

Demek ki Türkiye’nin sistemi yanlış demek ki Türkiye’nin ekonomik sistemi yanlış 16 yılda geldiğimiz nokta bu. Biz dünyanın parasının çok bol olduğu, kredi bulma imkânlarının çok bol olduğu dönemde çok kredi kullandık ama üretim yapmadık. Hepsini yola köprüye binaya yatırdık. Üretmedik. Şimdi parasal daralma var. Paranın kredinin maliyeti yüksek. Döviz bulmamız çok zor. Bu dönemde üretmediğimiz ve hep açık verdiğimiz için, lüks ve refah içinde yaşadığımız için şimdi geri ödemede ağustos böceği gibi zorluk çekiyoruz. Bu sıkıntıları da halk çekecek. Erdoğan hükümetlerinin bu güne kadar yaptığı bütün yanlışların bedelini halk ve Türkiye ödeyecek.

Soru: 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Fethullah Gülen’i istedik vermedi. Rıza Zerrab Amerika’ya gitti tutuklandı. Hakan Atilla tutuklandı. Sadece Rıza Zarrab’a nota verildi ‘iade edin’ diye. Hakan Atilla’ya nota bile verilmedi. Türkiye bu ağır saldırısı karşısında Amerika’ya hiçbir ağır yaptırım uygulamadı. İncirliği kapatabilirdi. Askeri hava alanlarımızı kapatabilirdi. F-35 satışını biz iptal edebilirdik. Birde bunların üzerine gidip 11 milyar dolarlık Boeing uçak satın aldık. Onlar bir rahip Brunson’u ve sonradan da 15 kişiyi ilave ettiler. Bir Rahip Brunson için bize yaptıklarına bak. Hani derler ya atamayana atarlar. Futbolda öyle bir terim vardır. Türkiye bu kadar olay karşısında Amerika’ya ambargo uygulamıyor. Ama Amerika küçücük bir olay karşısında ambargo uyguluyor. Brunson casus olduğu iddiası var. Burada da bir püf noktası var. Erdoğan açmaza düştü. Ver papazı al papazı diyerek. Papazı verme kudretinde olduğunu ifade etti. Nitekim İsrail’deki anne ve kız casusluk iddiası ile tutuklanmıştı. Türkiye İsrailli araya sokarak onlar bırakırsa bizde Brunson’un serbest bırakacağız dendi. İsrail onları serbest bıraktı. Ama Türkiye Brunson’u serbest bırakmayınca kıyamet o zaman koptu. Türkiye sözünü tutmadı diye bu son zamanlarda yaşanan her şeyi Trump’a bağlıyoruz.

1-) Bu siyaseten yanlışı değerlendirmenizi istiyorum.

2-) Amerika ne yapıyor da bizim döviz yükseliyor.

Amerika bir şey yapmıyor sadece Trump tarafından laf söyleniyor. Ya da tersi Pentagon biz Türkiye ile ilişkilerimiz bozmayız deniliyor. Türkiye ekonomisi çok kötü olduğu için bütün bunlardan etkileniyor. Türkiye gereğini yapmıyor. Amerika’nın Türkiye’ye bir şey yaptığı yok. Türkiye faiz artırması gerektiği noktada artıramıyor. Türkiye yapısal reformlarını yapmıyor. Türkiye vergi ve sosyal güvenlik reformunu yapmıyor. Türkiye üretmiyor. Böyle bir Türkiye olunca borçlarını ödeyemez. Cari açığı da bu kadar yüksek olunca her sözden etkileniyor. Trump hapşırsa bile Türkiye etkilenmiş oluyor. Çünkü Türkiye’deki kamu iradesi yani siyasi otorite gereğinin yapmıyor. Güçlü bir ekonomi olmadığı için etkileniyor. Yoksa Amerika’nın yaptığı bir şey yok. Bize borç veren Amerika veya Trump değil biz özel sektörden borç alıyoruz. Amerikan özel sektörü, Batı özel sektörü emir almaz. Ticari bakarlar menfaatleri varsa olayı karlı görüyorlarsa Türkiye’ye borç verirler. Bu sektörler karlı görmedikleri için Türkiye’ye borç vermiyorlar. Çünkü düşünebiliyor musunuz 1 yıl önce Türkiye’ye dolar getirmiş bir adam şimdi dolarını geri çıkarsa neredeyse %50 zarar etmiş olur. O zaman getirmez adam. Böyle bakmak lazım olaya. Doların bu kadar yükselmesini daha önceden bilip te dolar biriktirenler yarın iflas edecek olan bankaları ve büyük özel sektör kuruluşlarını kimler satın alacak onlara bakmamız lazım. Bu döviz hesaplarına bakmak lazım. Kimlerin büyük miktarlarda doları var. Bu hesaplar kimlerin. Kimler ne zamandan beri dövizi biriktiriyor. Erdoğan Ayşe hanımın teyzenin bir tane Tweet’ine bakacağına bu hesaplara baksın. Öbür taraftan bu Rahip Brunson konusunda şöyle bir istismar söz konusu; bizim iç işlerimize karışılıyor deniliyor. Hatta bunu Barolar Birliği Başkanı da söyledi. Öyle değil ama biz hukuk sistemimizi, yargı sistemimizi kendimiz bozuyoruz. Kendimiz gittik pazarlık yaptık. Biz gittik te yargılanan terör destekçisi bir adamı ev hapsine aldık. Bu herhâlde savcının kendi iradesiyle verilmiş bir karar değildi. Bu siyasi otoritenin kararıydı. Hatta serbest bırakılacaktı öyle söz verilmişti. Ev hapsine alınınca böle kızdılar. Öbür taraftan deniliyor ki biz FETÖ’yü istiyoruz Amerika’da vermiyor. Onların bir suçu yok ki çünkü Amerika FETÖ’yü suçlamıyor biz suçluyoruz.

Biz Amerika’dan FETÖ’yü talep ettiğimizde Amerika yargısına müdahale etmiyoruz. Çünkü FETÖ Amerika’da yargılanmıyor. Ama bizim taraf da onlar bizim elimizde olan birisini talep edince bizim elimizde olan birisini talep etmiş oluyorlar. Sonuçta Trump da şunu söyleyebilir; Siz Almanların istediğini verdiniz ki Cumhurbaşkanı benim görevde kaldığım sürede bu adam dışarı çıkamaz demişti. Böyle bir demeci var kendi ağzından. Buna rahmet Almanlara verildi bu adam. Fransızlara vatandaşları verildi. Ruslara verildi. Büyük ada da terör organizasyonu yatığını iddia ettiğimiz yabancılar iade edildi. HANİ BAĞIMSIZ YARGI. Şimdi Amerika isteyince mi bağımsız yargı devreye girdi. Bizde yargının bağımsız olmadığı, siyasi otoriteye tabi olduğu baskı gördüğü zaman Almanlar bir gece önceden uçak gönderdi, uçak hazırdı. Aldı götürdü. Böyle bir rezilliği yaşamış olan Türkiye yargı bağımsızlığından kimseye bahsedemez. Bahsetse de inandırıcı olmaz. Biz bu konularda haklı değiliz.

Soru: Türkiye bu dönemlerde sıkıntı günler yaşıyor. Siz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir kurultay sendromu yaşıyorsunuz. Muharrem Bey ve bazı delegeler ısrar ediyor. CHP de A Takımı değişikliği yapıldı. 8-9 ay sonrada Yerel Seçim gibi yeni bir sınav var.

CHP’nin yaşadığı bu sendromu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bütün olay mevcut iktidarım yıllardan beri sergilediği tutum, ülkeyi tutum politikalarıyla bölmesi Türkiye’yi bir orta doğuya çevirmesi bize oy veren kesimde de, kendi örgütümüz içinde de bir tahammülsüzlük var. Bu durum kendi içimizde bir stres oluşturdu. Ama kısa zamanda Cumhuriyet Halk Parti’si toparlanıp yerel seçimlere hazırlanacaktır. Gerekenler yapılacaktır. Böyle durumları çok fazla uzatmamamız lazım. Zaten gördüğünüz üzeri de o yönde adımlar atıldı. En iyi adayları tespit edip Türkiye’yi bu hale getirmiş olan iktidara karşı mücadele edecektir.

Soru: Ankara, İstanbul ve İzmir çok önemli iller. CHP buralara kimleri aday çıkaracak ve kazanma şansı nedir?

Kazanma şansımız büyük. Zaten İzmir bizim. Ankara ve İstanbul’da da kazanma şansımız çok büyük. Türkiye’nin iflas noktasına geldiği bu ortamda herhalde insanlar götürüp Türkiye’yi iflas ettiren partiye oy vermeyeceklerdir. Bizim Ankara ve İstanbullu almamız Türkiye’nin hayrına olacaktır. Çünkü iyi adaylar göstereceğiz büyük şehirlerimizde.

Soru: Yine erken yerel seçim olsa CHP erken seçimi destekler mi? Kasım ayında erken seçim olabilir mi?

Erken yerel seçim olması da doğru değil. Çünkü bankaları ile reel sektörü ile iflas noktasında. Öncelikli olarak bütün bunlara bir tedbir getirilmesi gerekiyor. Bir yol haritası ekonomiyle ilgili ortaya konulması lazım. Siyasette ortaya konulması lazım. Önümüzü görebilmeliyiz ki seçim yapabilelim. Böyle bir ortamda seçim yapılamaz.

Soru: CHP fırsat bu fırsat. Ekonomi dibe vurmuşken erken yerel seçim diye bir önerge vermez mi?

Zamanında yapılması taraftarıyız.

Orhan Bey: Siyaseten vatan millet şeyi ile mi düşünüyorsunuz bunu ülkenin geleceği itibariyle mi?

Demokratik kuralların işlerliğini de düşünmeniz lazım. Demokratik geleneğe de sahip olmak lazım. Genel seçimler 5 yılda bir yapılır. Belediyelerin, Belediye Başkanlarının 5 yıllık planları var. Onların bu planları yetiştirmeleri ancak Mart’a kadar mümkün olabilecek. Böyle bir geleneği devam ettirmek gerektiğini düşünüyorum.