Bence vermişti ve TBMM Başkanı olarak “istifa etmeden” yerel seçime girmesini istiyordu ki, İstanbulluları etkilesin.
Nitekim aday gösterildikten sonra daha Yıldırım konuşmadan Erdoğan, “Meclis Başkanlığı’ndan istifa etmesine gerek yok” dedi.
Ama Anayasa hükmü çok açıktı ki, Binali Yıldırım da Türk siyaset tarihine geçecek şu cümleyi söyledi:
“Yerel seçim siyasi faaliyet değildir, istifa etmem gerekmez!”
Ve bu muhteşem (!) hukuki yorum karşısında akan sular durdu, yandaş kuşlar televizyon ekranlarında ötmez oldu… Ve Binali Bey, TBMM Başkanlığından lütfedip istifa etti.
Peki, Binali Beyefendi TBMM Başkanlığı devam ederken siyasi faaliyetlere katıldı mı? Katıldı… Anayasayı çiğnedi mi? Çiğnedi. Değdi mi? Bence değmedi ve ne yazık ki siciline “Anayasayı çiğneyen TBMM Başkanı” olarak kara bir leke düşürdü…
Yandaş Medya Sahipleri
Duayen gazeteci yazar Emin Çölaşan, yandaş medya hakkında özetle şunları yazdı:
“Birkaçı hariç bütün televizyon kanalları onun emrinde. Yukarıdan talimat gelince sıkıysa canlı yayınlamasınlar.
Gazeteler derseniz birkaçı dışında onlar da iktidarın sesi olarak görev yapıyor. Ertesi gün açıyorsunuz o gazeteleri, manşetleri hep aynı… Beyefendinin sözleri manşette. Belli ki yine yukarıdan talimat gelmiş… Manşette şu cümleler kullanılacak!”
Biz de şu soruları gündeme getirelim:
– Yandaş medyanın gerçek sahipleri kimler?
– Hangi gerçek patron medyasını yüzde yüz iktidar yanlısı hâle getirir?
– Hangi yandaş medya patronu hangi kamu bankasından ne kadar krediyi hangi vade ve hangi faiz ile aldı? Geri ödemelerini düzenli yapıyorlar mı?
– Kamu bankaları neden Basın İlan Kurumu aracılığı ile ilan ve reklamlarını tüm medyaya adil şekilde dağıtmıyorlar?
– Yandaş gazete tirajları yerlerde sürünmesine rağmen iktidar yanlısı özel şirketler neden hâlâ reklam yağdırıyorlar?
– Değişik gazetelerin 13 köşe yazarı nasıl oluyor da aynı başlık ve aynı yazıyı aynı gün yayınlıyorlar?
Çölaşan usta, ne diyorsun bu hususta?
Değerli okurlarım; yandaş medya Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tarihinde görülmemiş şekilde iktidarı destekliyor, gerçek dışı muhalefet haberleri üretiyor.
AKP’li Eski Bakan Sözcü’de
FETÖ iddiaları nedeniyle sahibi yurt dışında kalmak zorunda olan Sözcü gazetesinin Ankara Temsilciliğini AKP’nin eski ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Nihat Zeybekci ziyaret etti. Zeybekci, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na AKP tarafından aday gösterildi. Sözcü sayesinde İzmir’e yapacaklarını Emin Çölaşan ile Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’e anlatmış. Sözcü gazetesi yazarları Emin Çölaşan, Necati Doğru’nun ve bazı yöneticilerinin de aralarında bulunduğu beş isme “FETÖ’ye yardım” iddiasıyla dava açıldı. Yazar ve çalışanların 15 yıla kadar hapisleri isteniyor. AKP’nin en önemli isimlerinden Nihat Zeybekci, FETÖ iddiası ile yargılanan Burak Akbay’ın gazetesine gidiyor ve yargılanmasına başlanılan Emin Çölaşan’a İzmir’le ilgili projelerini anlatıyor.
Şimdi soruyorum:
Eğer Burak Akbay, Emin Çölaşan, Necati Doğru ve beş Sözcü çalışanı FETÖ’cü olsa AKP’nin bakanı Nihat Zeybekci, Sözcü’yü ziyaret eder mi?
Devletin MİT’i, Emniyet istihbaratı ve Jandarma istihbaratı elinde olan AKP iktidarının mensupları, kimin FETÖ’cü olup olmadığını en doğru şekilde bilirler değil mi?
Ben Sözcü’nün avukatlarının yerinde olsam Sözcü mensupları hakkında açılan FETÖ iddialarının, yargılandığı tüm davalara bu ziyareti yazan Saygı Öztürk’ün köşesinin kupürünü ve ziyaret fotoğraflarını delil olarak sunar şöyle derim: AKP’nin eski bakanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Nihat Zeybekci’nin Sözcü’yü ziyareti masumiyetimizin tescilidir.
