Trump’ın Kanlı İmzası: 8 Yıl Önce Uyarmıştım

Trump'tan kanlı imza

Trump’ın Kanlı İmzası 2017’de Kudüs kararıyla atıldı. 2. Trump döneminde kanlı imza uygulamaya başlandı. Gazze’den İran’a, Venezuela’dan Grönland’a kadar tablo şudur: Savaş ve İşgal…

2017’nin Aralık ayında CNN Türk ekranlarında Donald Trump’ın Kudüs kararını yorumlarken şu cümleyi kurmuştum: “Trump’ın kanlı imzası…”

O gün bunu söylerken hamaset yapmıyordum. Ortadoğu’nun tarihini, Kudüs’ün sembolik ağırlığını ve Amerika’nın İsrail merkezli yeni hattının bölgede neleri tetikleyeceğini görüyordum. Nitekim daha sonra yazdığım “Kanlı İmza” başlıklı yazıda da aynı uyarıyı tekrarladım.

Trump’ın Kanlı İmzası gerçek oldu

Çünkü Trump, 6 Aralık 2017’de Kudüs’ü resmen İsrail’in başkenti olarak tanıdı; ABD Büyükelçiliği de 14 Mayıs 2018’de Kudüs’te açıldı. Bu, sıradan bir diplomatik tercih değil, Ortadoğu’nun en hassas fay hattına bilinçli bir siyasi müdahaleydi.

Ben o gün “kanlı imza” dedim. Aradan geçen yıllar bu sözün neden söylendiğini acı biçimde gösterdi. Gazze bugün bir harabeye çevrildi. Reuters’ın aktardığı verilere göre Gazze’deki ölü sayısı 70 bini aştı; ayrıca Şubat 2026’da yayımlanan Lancet Global Health çalışması ilk 15 ayda ölü sayısının 75 bini geçtiğini ortaya koydu.

Oval ofis'te donald trump kutsandı, dualar edildi. Kutsama trump'ın kanlı imzası ve döktüğü kanları unutturmaz
Oval ofis’te donald trump kutsandı, dualar edildi. Kutsama trump’ın kanlı imzası ve döktüğü kanları unutturmaz

Trump’ın Kudüs kararı, Filistin meselesini çözmedi. Tersine, yangını büyüttü. Kudüs dosyası İsrail lehine tek taraflı kapatılmak istenirken Ortadoğu daha da istikrarsızlaştı. Gazze’de katliam derinleşti, Suriye’de dengeler değişti, İran savaşı patladı. Bugün dönüp geriye baktığımızda o imzanın yalnızca kâğıt üstünde kalmadığını, bölgeyi kana bulayan zincirin ilk halkalarından biri olduğunu görüyoruz.

Kanlı İmzası neden hâlâ güncel?

Çünkü o kararın siyasi sonuçları hâlâ yaşıyor. Joe Biden döneminde Washington bu dosyada Trump kadar bağırarak yürümedi. Ama Trump’ın attığı adımı da geri çevirmedi. Biden yönetimi, Kudüs’teki ABD Büyükelçiliği’ni yerinde bıraktı.

Blinken ayrıca Filistinlilerle ilişkileri toparlamak için ayrı diplomatik kanallar açmaktan söz etse de Trump’ın taşıdığı büyükelçiliği geri taşımadı. Yani araya Biden dönemi girdi, hız düştü, ton değişti, ama kanlı imzanın uygulaması iptal edilmedi.

Trump'ın kanlı imzası i̇ran'la savaşı ve kürdistan hedefini de ortaya çıkardı
Trump’ın kanlı imzası i̇ran’la savaşı ve kürdistan hedefini de ortaya çıkardı

Bu yüzden bugün yaşananları sadece “yeni krizler” diye okuyamayız. Aslında 2017’de açılan kapının daha büyük sonuçlarını yaşıyoruz. Trump ilk döneminde Kudüs dosyasını İsrail lehine sert biçimde kırdı. Biden bunu tersine çevirmedi. Şimdi Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte dünya yeniden daha sert, daha saldırgan ve daha pervasız bir Amerikan dış politikasına sürükleniyor.

Trump’ın kanlı savaşı

İran savaşı bu tablonun en çarpıcı örneği. Reuters’ın 7 Mart 2026 tarihli derlemesine göre savaş ikinci haftasına girerken İran’da en az 1.230 kişi öldü; İsrail’de 10 sivil yaşamını yitirdi. Lübnan’da 77, Irak’ta en az 13, Kuveyt’te 3, BAE’de 3, Bahreyn’de 1, Umman’da 1 kişi öldü.

ABD ordusu da Kuveyt’teki saldırıda 6 asker kaybetti. Reuters’ın aktardığı CENTCOM verilerine göre İran, ilk günlerde 500’ü aşkın balistik füze ve 2.000’den fazla insansız hava aracı fırlattı. Aynı süreçte bir Amerikan denizaltısının Sri Lanka açıklarında bir İran savaş gemisini batırdığı da Reuters’a yansıdı.

Sekiz günlük savaşın bilançosu sadece rakam değildir. O rakamların her biri yeni bir yıkım, yeni bir cenaze, yeni bir bölgesel çöküş anlamına geliyor. Ortadoğu semaları yüzlerce füzenin, binlerce dronun gölgesine teslim edildi.

Petrol yolları tehdit altına girdi. Hürmüz yeniden küresel krizin merkezi oldu. Ve bütün bu manzarada Trump’ın dili barışın dili değil, “koşulsuz teslimiyet” dili oldu. Reuters, Trump’ın İran’ın gelecekteki liderliği üzerinde de söz sahibi olmak istediğini yazdı. Bu, diplomasiden çok imparatorluk zihniyetidir.

Venezuela’dan Grönland’a uzanan aynı mantık

Trump’ın ikinci döneminde sadece Ortadoğu değil, Latin Amerika da yeniden sert Amerikan müdahalesinin hedefi oldu. Reuters’a göre Nicolas Maduro, 3 Ocak 2026’daki baskınla yakalandı; 5 Ocak’ta ABD’de hâkim karşısına çıkarıldı ve kendisinin “kaçırıldığını” savundu. Yani Venezuela dosyası artık sadece yaptırım ve baskı değil, doğrudan güç gösterisine dönüştü.

Trump'ın kanlı imzası sonucu bir kurban da venezüella lideri maduro ve eşi oldu
Trump’ın kanlı imzası sonucu bir kurban da venezüella lideri maduro ve eşi oldu

Aynı Trump, Grönland için de askeri seçeneğin masada olduğunu Beyaz Saray üzerinden duyurdu. Reuters’ın 7 Ocak 2026 tarihli haberine göre Beyaz Saray, Trump’ın Grönland’ı elde etmek için çeşitli seçenekleri görüştüğünü ve “ABD ordusunu kullanmanın her zaman bir seçenek” olduğunu açıkladı. Bir NATO müttefikinin toprağı hakkında böyle konuşmak bile dünya siyasetine nasıl bakıldığını göstermeye yeter.

Sıra Küba’ya mı gelecek?

Trump, 27 Ocak 2026’da “Cuba will be failing pretty soon” diyerek Küba’nın da sırada olduğu mesajını verdi. Aynı Reuters haberinde, Venezuela’daki baskının ardından Trump’ın Küba’ya da yöneldiği ve bu dosyayı açık biçimde büyüttüğü aktarılıyor. Yani mesele tek tek ülkeler değil; mesele, Trump’ın kriz üretmeyi dış politika yöntemi haline getirmesi.

Kudüs, Gazze, İran, Venezuela, Grönland, Küba. Dosyalar ayrı görünebilir. Ama çizgi aynı. Önce tehdit, sonra baskı, sonra askerî seçenek, sonra kan. Bu yüzden artık şu cümleyi daha açık kurmak gerekiyor: Savaş ve kan, Trump siyasetinin tesadüfî sonucu değil, doğrudan yöntemidir.

Trump’ın Kanlı İmzası niçin unutulmamalı?

Çünkü Kudüs kararı sadece geçmişte kalmış bir haber değildir. O karar, bugün yaşadığımız büyük jeopolitik sarsıntının simgesidir. 2017’de attığı imza, 2026’da hâlâ kan üretmeye devam ediyor.

Trump'ın kanlı imzası ile gazze'de i̇srail tarafından soykırım  yaşatıldı
Trump’ın kanlı imzası ile gazze’de i̇srail tarafından soykırım yaşatıldı

Gazze’de 70 bini aşan ölü, İran savaşında ilk sekiz günde biriken ağır bilanço, Latin Amerika’ya uzanan müdahale dili ve Grönland gibi bir dosyada bile askeri seçeneğin dillendirilmesi aynı siyasetin parçalarıdır.

Ben sekiz yıl önce “Trump’ın attığı imza kanlı bir imzadır” demiştim. Bugün o cümleyi daha da açık yazıyorum:

Trump’ın kanlı imzası sadece Kudüs’e atılmadı.
Gazze’de Müslümanların soykırımına atıldı.
Venezüella’nın bağımsızlığın sonlanmasına.
İran’ın egemenliğini ve dini lider Hamaney ve ailesinin katline üstüne atıldı.

Trump’ın kanlı imzası; Büyük Ortadoğu projesinin gerçekleşmesi için dünyanın barış ve huzurunun yıkılmasının üstüne atıldı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir