Merkez Sağ; Tren Kalkıyor mu?

İlhan kesici merkez sağ için yeni lider olacak mı?

Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi yalnızca seçim kazanmadı; Merkez Sağ devleti, ekonomiyi ve toplumsal dengeyi de belirledi. Bugün ise bu damarın seçmeni dağılmış durumda.

  1. Merkez sağ yeniden toplanır mı? Gözler İlhan Kesici ve yeni parti arayışında.
  2. AP, DYP, ANAP: Türkiye’yi yıllarca yöneten merkez sağ neden dağıldı?
  3. Muhalefetin kader sorusu: Merkez sağ seçmen olmadan AKP iktidarı değişir mi?

Bu soruların yanıtlarını inceleyelim.

Merkez sağın boşluğu hâlâ dolmadı

Türk siyasetinde bazen darbelerle partiler kapanır ama siyasi tavır yaşamaya devam eder. Merkez seçmeni de ılımlılar olarak Türkiye’de bir ana damar.

Demokrat Parti’yle açılan, Adalet Partisi’yle büyüyen, Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi ile yeniden şekillenen bu ana damar, yıllarca Türkiye’nin hem sandık çoğunluğunu hem de devlet yönetimini belirledi.

Bugün ise deneyimli, namuslu, kariyer sahibi isimler ortada ama partileri yok. Bazı siyasi partiler var, iktidarın icraatlarından yakınan seçmen var; ama bunları bir araya getiren güçlü bir siyasal merkez sağ ortada yok.

İşte asıl sorun budur. Çünkü boşalan merkez, siyasette uzun süre boş kalmaz. Ya yeni bir aktör gelir o alanı doldurur ya da o alan parça parça başka partiler tarafından işgal edilir.

Türkiye’de son yirmi yılda merkez sağ AKP’yi alternatifsizlikten destekliyor ki sorun da tam olarak budur.

AP, DYP ve ANAP Türkiye’yi ne kadar yönetti?

Adalet Partisi 1961-1980 arasında Türk siyasetinin ana merkez sağ aktörlerinden biri oldu. Süleyman Demirel liderliğindeki AP, 1965 seçimlerinden sonra güçlü biçimde iktidara geldi; 1970’lerde de farklı hükümet formülleri içinde yeniden iktidar ortağı oldu. Hükümet kronolojileri birlikte okunduğunda AP’nin Türkiye’yi yaklaşık 9 yıl yönettiği görülüyor.

Doğru Yol Partisi, 12 Eylül sonrasında Adalet Partisi çizgisinin devamı olarak kuruldu. DYP, 1991 seçimlerinden sonra kurulan 49. Hükümet ile iktidara geldi; Tansu Çiller dönemi dahil çeşitli hükümetler içinde etkisini sürdürdü. 1991’den 1997’ye uzanan tabloda DYP’nin yaklaşık 5,5 yıl iktidar ortağı olduğu söylenebilir.

Anavatan Partisi ise 1983 seçimlerinden sonra Turgut Özal liderliğinde tek başına iktidara geldi. 1983-1991 arasında aralıksız iktidarda kaldı; ardından 1996, 1997-1999 ve 1999-2002 dönemlerinde farklı koalisyonların içinde yeniden hükümette yer aldı. Bu toplam, ANAP’ın Türkiye’yi yaklaşık 13,5 yıl yönettiğini gösteriyor.

Merkez sağ ve 4 eğilimi anap'ta buluşturan turgut özal oldu.
4 eğilimi anap’ta buluşturan merhum turgut özal oldu. (copyright orhan uğuroğlu özel arşivi)

Rakamların söylediği şudur: Bugün “merkez sağ bitti” denilen çizgi, aslında AKP iktidarının sloganlaştırarak yaydığı bir tuzaktır. Türkiye’yi on yıllar boyunca yönetmiş bir ana damar her an atak yapmaya hazır bir lider aramaktadır… Bu yüzden sorun nostalji değil; temsil boşluğudur.

Merkez sağ neden dağıldı?

Merkez siyasetin dağılmasının tek bir nedenlerini iyi görmek, incelemek lazım.

Birinci neden 12 Eylül askeri darbesidir ki yalnızca partileri kapatmadı; siyasal hafızayı, kadroları ve kurumsal sürekliliği de parçaladı. 1980 sonrası dönemde sağ seçmene dayanan ANAP ve DYP’nin rekabeti, sağın enerjisini eritti.

12 Eylül sonrasındaki yeniden yapılanmada sağ da merkez sol da kurumsal olarak oy kaybetti.

İkinci sorun liderlik yarışıdır. Süleyman Demirel- Turgut Özal rekabeti ile sağın bölünmesi her iki partiyi de zayıflattı.

Üçüncü sorun, Demirel sonrası DYP, Özal sonrası ANAP, kurucu liderlerinin ağırlığını taşıyacak yeni bir siyasal hikâye yeni bir lider üretemedi. Sağın kadim seçmenine de yeni kuşaklara da yeni bir devlet anlayışı ile ekonomik ve özgürlük vizyon sunamadı.

Böylece geniş merkez, kimlik siyaseti ile karizmatik lider siyasetinin arasında eridi.

Dördüncü ise en sert kırılmanın yaşanması ve AKP’nin yükselişidir. AKP, 2000’lerin başında merkez sağın seçmenini sadece muhafazakârlık üzerinden değil; hizmet, istikrar, kalkınma, yerel örgütlenme ve güçlü liderlik söylemiyle topladı.

Beşinci sorun Doğru Yol- Anavatan birleşmesi ile yaşanan çakma liderlik ve çakma merkez sağ yapılanması oldu. AKP’nin kurucu kadrolarında yer alan Abdülkadir Aksu, Cemil Çiçek, Necati Çetinkaya, Ali Coşkun, Hüseyin Çelik gibi merkez sağın önder isimleri ile Ertuğrul Günay gibi merkez soldan gelen isimlerin AKP kurucuları arasında yer alması merkez sağ seçmeni AKP’ye yöneltti.

Merkez sağ seçmeni bugün kime oy veriyor?

Bugün merkez sağ seçmen tek bir partiye gitmiyor. Büyük gövde uzun süredir AK Parti’de duruyor. 2023 seçim sonuçları bunu açık biçimde gösterdi. Ancak bu seçmen özellikle tek adam rejiminin yarattığı ekonomik, siyasi ve hukuksal sorunlardan dolayı hiç de memnun değil.

Bir bölümü ekonomik kriz, hukuk devleti ve yönetim tarzı eleştirileri nedeniyle muhalefete, özellikle CHP’nin daha merkezde duran adaylarına ve yerel yönetim performansına yöneliyor. Bir başka bölüm İYİ Parti ve Zafer Partisi’ne gitti; daha muhafazakâr tepki oyu veren bir kesim ise Saadet Partisi ile Yeniden Refah Partisi’ne kaydı.

Kemal kılıçdaroğlu chp liderliği döneminde diplomasız erdoğan tartışması yapmadı
Kemal kılıçdaroğlu’nun chp liderliği döneminde merkez sağ açılımı başarılı oldu

2024 yerel seçimlerinde CHP’nin Türkiye genelinde birinci partiye yükselmesi, AKP’nin ikinci sıraya gerilemesi ve Yeniden Refah’ın dikkat çekici çıkışı, bu dağılmanın somut göstergesi oldu. YSK’nın açıkladığı kesin sonuçlara göre CHP 14, AK Parti 12 büyükşehir kazandı; il ve ilçe düzeyinde de tablo parçalı bir sağ seçmen hareketine işaret etti.

Bu yüzden bugün “merkez sağ seçmen kime oy veriyor?” sorusunun tek cümlelik cevabı şudur: En büyük pay hâlâ AKP’de ve elbette CHP’de…

Bu dağınıklığı sürdükçe merkez sağın gerçek gücü de siyasi ağırlığı da çıkmıyor.

2018 sonrası yeni merkez sağ arayışı neden sonuç vermiyor?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 Temmuz 2018’de yemin etmesiyle resmen başladı. Toplumun “tek adam rejimi” diye eleştirdiği bu yeni yapı, tam da o tarihten sonra merkez sağda yeniden bir arayış başlattı.

Bu arayışın somut bir partiye dönüşememesinin birkaç nedeni var: ortak lider yok, ortak finansman yok, ortak örgüt yok ve en önemlisi ortak zamanlama yok. Eski bakanlar ve milletvekilleri bir araya gelebilir; ama seçmen, sadece hatıraların değil, ikna edici yepyeni bir programın ve geleceği için umutlanmanın peşindedir.

Kulislerde zaman zaman “eski AP-DYP-ANAP kadroları yeni merkez sağ parti için görüşüyor” iddiaları konuşuluyor.

Ben de bu tür düzenli toplantıları ve kurumsal hazırlıkları yakından çok dikkatle izliyorum. Henüz kamuya açık, bağımsız biçimde doğrulanmış güçlü bir oluşum için atılacak adımlar bulunmuyor. Dolayısıyla burada kesin hüküm değil, siyasi ihtimal konuşmak gerekir.

İlhan Kesici adı neden öne çıkıyor?

Son dönemde İlhan Kesici’nin sosyal medya ve kamuoyu görünürlüğü gerçekten dikkat çekiyor. Kesici, hem DPT kökeni hem merkez sağ geçmişi hem de CHP içinde farklı sosyolojilere hitap edebilen profili nedeniyle bu tartışmalarda adı geçen isimlerden biri.

İlhan kesici ve merhum cumhurbaşkanı süleyman demirel
Merkez sağ; tren kalkıyor mu? 6

Kendi resmi sitesinde yer alan içerikler ve onun etrafında yazılan kulis metinleri de eski merkez sağın önemli isimleri de bu gelişmenin dikkatli takipçisi olmalarının yanısıra güçlü şekilde teşvikçisi konumundalar.

Ancak şu ana kadar Kesici’nin “yeni merkez sağ parti kuruyorum” dediğine ilişkin doğrulanmış açık bir ilan ortada yok. Ama denir ya, “Arif’e tarif gerekmez” aynen bu durumu ve gelişmeleri izliyorum.

Bu nedenle daha gerçekçi sorum şudur: Kesici liderliğinde sıfırdan bir parti mi kurulur, yoksa seçime girme hakkı olan mevcut bir parti üzerinden mi yürünür?

Kesici ile görüşmelerini sürdüren duayen siyasetçiler şunu söylüyorlar: “Parti kuruluşunun manifestosu olacak bir kitap çalışması üzerinde son çalışmaları yapan İlhan Kesici yeni bir partinin liderliğine olumlu bakıyor…”

İkinci seçenek teknik olarak daha güçlü görünüyor. Çünkü YSK’nın 2025 başındaki listesinde Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi ve Demokrat Parti gibi merkez sağ hafızayı çağrıştıran partilerin seçime katılma yeterliliğine sahip olduğu görülüyor.

Yani yeni bir yapı, hukuki ve örgütsel maliyeti azaltmak isterse mevcut bir tabela altında olmadan bir güç birliği aranabilir mi?

Bu konuyu biraz daha geniş perspektiften değerlendireyim.

Fotoğraf: i̇lhan kesici resmi web sayfası
Fotoğraf: i̇lhan kesici resmi web sayfası

Merkez Sağ Partiler, Milliyetçi ve Muhafazakar partiler tek bir partinin adayı olarak değil ortak bir isim üzerinde anlaşarak cumhurbaşkanı adayı belirleyebilirler mi?

CHP’nin kuvvetle muhtemel cumhurbaşkanı adayı olarak Mansur Yavaş’ı göstermesi karşısında güçlü bir ittifak oluşturularak İlhan Kesici gibi bir isim cumhurbaşkanı adayı gösterilebilir mi?

Muhalefet merkez sağ olmadan AKP’yi iktidardan indirebilir mi?

Türkiye’de iktidar değişimi sadece büyükşehirlerin seküler muhalefet oylarıyla kurulmaz. Anadolu’nun esnafı, çiftçisi, küçük şehirlerin muhafazakâr-demokrat seçmeni, yani tarihsel merkez sağ taban iktidar denkleminin anahtarıdır.

2024 yerel seçimleri muhalefetin yükselişini gösterdi; ama genel seçim dinamiği yerel seçimden farklıdır. Merkez sağ seçmenin güvenini kazanmayan, devlet tecrübesi ve ekonomik inandırıcılık üretmeyen bir muhalefetin iktidar alternatifi olması cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması çok zordur.

Soru artık şu: O trene gerçekten yeni ve güçlü bir lokomotif mi bulunacak, yoksa herkes eski vagonların içinde birbirine bakarak bir fırsatı daha mı kaçıracak?

Sonuç olarak merkez sağ treni henüz istasyondan çıkmış değil; ama raylar döşenmeye çalışılıyor.

Seçim treni bu kez de kaçırılırsa merkez sağın ruhuna camilerde sela okutmak gerekecek.

Merkez Sağ; Tren Kalkıyor mu?” yazısında bir düşünce

  1. Emi̇n eğri̇ avatarı
    EMİN EĞRİ diyor ki:

    Sayın Uğuroğlu, gerçeklerden ziyade gönlünüzden geçenden bahsetmişsiniz. İlhan Kesici ve onun türevlerinin ‘LİDER’ olma kapasitesi yoktur. Zaten RTE’de bundan dolayı kazanmaktadır. Ayrıca sağ seçmenlerin birinci önem verdiği muhafazakarlık ve dolayısıyla din üzerinden seçmeni etkileyerek oy almaktır. Hizmet için vaatler olsa da gerçekleşeceğinden değil, dini iyi pazarlamalarından oy kazanmakta olan gerçeği unutmayalım. Ne yazık ki tüm yolsuzluk, hırsızlık, soygun ve kötü idare sonucu devleti zarara sokmak bile sağ seçmeni fazla ilgilendirmiyor, varsa da yoksa da inanç üzerinden tercih etmekte devam ettikleri gerçeğini ıskalamayalım. Unutulmaz bir 17/25 Aralık bile çok masum görülmüştür sağ seçmen tarafından. Bu düşüncelerle devam ettiğimiz sürece, Aysun Kayacı’nın ironi olarak dediği ‘benim oyumla dağdaki çobanın oyu bir olmamalı’ sözü seçmenin bilinçli oy kullanmadığı gerçeğini ifade etmiştir ve de bana göre de haklıdır. Bu ülkenin siyasetinin ana malzemesi ve kazanmanın payandası DİN’dir.
    Doğru mudur?
    Kesinlikle hayır. Kişi ve siyasi partilerin hizmetlerine bakılıp ona göre oy verildiği bir seçmen tabakası sağlarsak o zaman gerçek seçim, gerçek hizmet ve başarılı olacaklara yol açılarak sağlıklı bir siyasi toplum olabiliriz.
    Şimdiki ülkenin siyasi atmosferine bakıldığında halen kişiler üzerinden oy verilmekte, parti programı vs gibi açıklamalar seçmeni ilgilememektedir. Aslı ise tam aksi olmalıdır.
    Yakın zamanda belki de 20-30 yıl daha bu ülkenin makus talihi yüzümüze gülmeyecektir. Arzu edilen ortamı ne siz görebilirsiniz ne ben ne de 2000 yılı öncesi doğanlar.
    Saygılarımla.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir