Tuzak Yasa; Gazeteciler Hapse

Tuzak yasa meclis genel kurulunda kavgalar sonucu kabul edildi.

Tuzak Yasa, Meclis’te “gazeteciler yargılanmayacak” vaadiyle savunuldu. Bugün ise aynı düzenleme gazetecilerin gözaltına alındığı, tutuklandığı ve yargılandığı bir baskı aracına dönüştü.

Dezenformasyonla mücadele adlı tuzak yasa, sadece basın özgürlüğüne değil, halkın haber alma hakkına vurulan en ağır darbelerden biridir.

Tuzak Yasa’nın hikâyesi bir hukuk metninin hikâyesi değil, bir siyasi vaadin nasıl çöktüğünün hikâyesidir. Çünkü TBMM tutanakları ortadadır, verilen söz ortadadır, bugünkü tablo da ortadadır.

Meclis’te gazetecilerin etkilenmeyeceği söylenmiş, hatta bunun için adeta siyasi kefalet verilmiştir. Fakat uygulama tam tersini üretmiştir. Bugün karşımızda duran şey sıradan bir norm tartışması değil, belgeye dayalı bir çelişkidir.

Bir tarafta tutanaklara geçmiş güvenceler vardır, diğer tarafta aynı maddeyle soruşturulan, gözaltına alınan, tutuklanan gazeteciler. İşte bu yüzden bu düzenlemenin adı artık teknik bir ceza normu değil, açıkça Tuzak Yasa’dır.

Meclis tutanakları ne söylüyor

Bu yazının en güçlü yanı yorum değil belgedir. Adalet Komisyonu görüşmelerinde CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel çok net sordu:

“Bu kanundan gazeteciler yargılanacak mı yargılanmayacak mı?”

Mhp'li feti yıldız dezenformasyon yasasının tuzak yasa olmadığını tbmm'de savundu
Mhp’li feti yıldız dezenformasyon yasasının tuzak yasa olmadığını tbmm’de savundu

MHP’li Feti Yıldız’ın verdiği cevap daha da netti:

“Yargılanmayacak.”

Özgür Özel de bunun ardından “Yargılanmayacak diyor Sayın Feti Yıldız, tutanağa geçiyor” dedi.

Bu cümleler polemik malzemesi değil, TBMM kaydıdır.

Aynı komisyon görüşmelerinde İYİ Partili Ayhan Erel, gazetecilerin etkilenmeyeceğine ilişkin beyanı hatırlattı. Feti Yıldız bu kez “Her zaman söylüyoruz yani mümkün değil” dedi.

AK Parti adına söz alan Kahramanmaraş Milletvekili Ahmet Özdemir ise bu suçun oluşması için dört şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiğini anlattı ve düzenlemeyi “çok zor işlenebilecek bir suç” diye savundu.

Özdemir ayrıca “Suçun oluşması için fiilin neticeyi meydana getirecek, getirmeye uygun ve elverişli olması gerekir; bütün bunlar bir araya gelmeden bu suç oluşmaz” ifadesini kullandı.

Muhalefetin itirazı da aynı tutanaklarda son derece nettir. CHP’li Murat Emir, bu metnin “öngörülemez, kesinliği olmayan, muğlak kavramlarla” yazıldığını söyledi ve şu uyarıyı yaptı:

“Türkiye’de bu hükmün sizin savcılarınızın ve hâkimlerinizin elinde ne hâle geldiğini hepimiz biliyoruz… böyle bir öngörülemez, kesinliği olmayan, muğlak kavramlarla, ‘sırf’lar, ‘sadece’ler, ‘elverişli’ vesaire gibi kavramlarla yazılan bir metin, sizin yargınızın eline verildiği zaman nereye gideceği belli olmaz.”

Ardından gelen o sert cümle ile söylenen tuzak yasa bugün neredeyse kehanet gibi duruyor: “Keser döner, sap döner; onu da bilin.”

Demek ki bugün yaşananların hiçbiri sürpriz değildir. Muhalefet o gün ne olacağını söylemiştir. İktidar ise o gün bunun olmayacağını vaat etmiştir.

Şimdi soru şudur: Meclis mi doğru söylendi, yoksa bugün uygulayan yargıda mı?

CHP, AYM’ye gitti mi?

Evet, gitti. Bu konuda tereddüt yok. Anayasa Mahkemesi’nin resmi kararına göre iptal davasını TBMM üyeleri Engin Altay, Özgür Özel ve Engin Özkoç ile birlikte 132 milletvekili açtı.

Özgür özel orhan uğuroğlu
Özgür özel orhan uğuroğlu

AYM dosyasında bu başvuru E.2022/129 numarasıyla kayda geçti; Mahkeme 26 Ekim 2022’de ilk incelemeyi yaptı, esas kararını 8 Kasım 2023’te verdi, gerekçeli karar da 23 Şubat 2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.

AYM çoğunluğu iptal talebini reddetti; buna karşılık Zühtü Arslan, Hasan Tahsin Gökcan, Engin Yıldırım, M. Emin Kuz, Yusuf Şevki Hakyemez ve Kenan Yaşar karşıoy kullandı.

Yani CHP başvurmadı demek yanlış olur; doğru ifade şudur: CHP başvurdu, ama AYM çoğunluğu maddeyi iptal etmedi. Tuzak Yasa yürürlüğü sürdü.

CHP’nin başvurusunu reddeden AYM üyeleri bugün yaşanan tutukluluklara ne derler acaba?

Ancak burada ikinci büyük çelişki başlıyor. Çünkü aynı AYM kararında suçun oluşabilmesi için şartların birlikte gerçekleşmesi gerektiği açıkça yazıldı.

Mahkeme, “anılan şartlardan herhangi birinin gerçekleşmemesi durumunda kuralda düzenlenen suçun oluşmayacağı açıktır” dedi.

Ne var ki sahadaki uygulama bu teorik çerçeveyi boşa düşürdü. Kâğıt üzerinde dar çizilen alan, uygulamada genişletildi. Hukuk metninde yazanla adliyede olan aynı kalmadı. İşte tuzak yasa ile geciken adaletin ve etkisiz denetimin ağır faturası burada çıktı.

Gazetecilere ne oldu

Yasa yürürlüğe girdikten sonra tablo hızla netleşti. MLSA ve TGS verilerine göre 20 Ekim 2022’den sonraki ilk 18 ayda haber, yorum veya yazıları nedeniyle 41 gazeteci hakkında 47 soruşturma açıldı; 10 gazeteci gözaltına alındı, 4 gazeteci tutuklandı ve 15 gazeteci hakkında dava açıldı.

Alican uludağ ve tuzak yasa ile tutuklanması
Alican uludağ ve tuzak yasa ile tutuklanması

Aynı raporlar, davaların yüzde 72’sinden fazlasında sanıkların gazeteciler, muhabirler ya da medya çalışanları olduğunu ortaya koydu. Yani kâğıt üzerinde “basını hedef almıyor” denilen madde, pratikte en çok basına yöneldi.

Son dönemde anılan isimler de bu tabloyu doğruluyor. İlhan Cihaner’in dikkat çektiği örneklerde gazeteci İsmail Arı’nın TCK 217/A kapsamında tutuklandığı, Sinan Aygül’ün daha önce aynı maddeden tutuklandığı, Alican Uludağ ile Furkan Karabay’ın da bu madde kapsamında gözaltına alındığı hatırlatıldı.

Basın ve ifade özgürlüğü izleme raporları da 217/A’nın gazeteciler üzerinde caydırıcı ve cezalandırıcı biçimde kullanıldığını göstermeyi sürdürüyor.

İsmail arı ve tuzak yasa ile tutuklanması
İsmail arı ve tuzak yasa ile tutuklanması

Bu noktada mesele tek tek isimler değil, sistemdir. Çünkü gazeteciye yönelen her soruşturma yalnızca o gazeteciyi hedef almaz. Haber kaynağını korkutur, editörü tedirgin eder, yayıncının otosansürünü büyütür, en sonunda da halkın haber alma hakkını daraltır.

Bu yüzden tuzak yasanın 217/A maddesi yalnızca basın özgürlüğü sorunu değildir; aynı zamanda halkın doğru bilgiye ulaşma hakkının daraltılmasıdır.

AİHM’in çizdiği çerçeve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye kararları da bu tartışmanın nereye oturduğunu gösteriyor. Ahmet Yıldırım v. Türkiye kararında AİHM, belirsiz ve ölçüsüz müdahalelerin ifade özgürlüğü üzerinde ağır sonuç doğurabileceğini vurguladı.

Şener v. Türkiye kararında ise basın özgürlüğünün demokratik toplum için temel önemde olduğunu, devlet müdahalesinin dar yorumlanması gerektiğini hatırlattı. Bu içtihat çizgisi açık bir uyarı içeriyor: Öngörülemez ve geniş yorumlanmaya elverişli düzenlemeler, özellikle basın alanında, sadece kötü uygulama üretmez; bizzat özgürlüğü aşındırır.

Tuzak yasa açısından buradan çıkacak sonuç basittir. Eğer bir kanun “haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacı taşıyan ifadeler suç oluşturmaz” güvencesiyle savunulmuşsa ama sonuçta haberin kendisi soruşturma konusu oluyorsa, orada savunulan metin ile uygulanan metin aynı değildir.

Siyaset başka bir şey söylemiş, pratik başka bir şey üretmiştir. Bu, hukuk tekniğiyle açıklanacak kadar masum bir sapma değildir; siyasi sorumluluk doğuran ağır bir kırılmadır.

Son söz şudur: Meclis tutanaklarında “gazeteciler yargılanmayacak” denilen, AYM’ye Engin Altay, Özgür Özel ve Engin Özkoç ile birlikte 132 milletvekilinin imzasıyla taşınan, buna rağmen yürürlükte kalan ve uygulamada gazetecileri hedef alan bu düzenleme artık yalnızca bir madde numarasıyla anılamaz.

Tuzak yasa benim de aralarında olduğum gazeteciler tarafından anayasa mahkemesi karşısında protesto edildi
Tuzak yasa benim de aralarında olduğum gazeteciler tarafından anayasa mahkemesi karşısında protesto edildi

Basın özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına vurulan bu ağır darbenin siyasi ve hukuki adı bellidir: Tuzak Yasa.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir