ÖZGÜR ÖZEL: ERDOĞAN VE BAHÇELİ’YE HÜRMET, KILIÇDAROĞLU’NA NEFRET

Kemal kilicdaroglu ozgur ozel 2

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na saygısız ve kindar bakış fotoğrafı sana hiç yakışmadı Özgür Özel? CHP ve Yeni Parti arasında yarın kavga sertleşirse, “Butlancılar” suçlamalarına “Bölücüler” derlerse ne yanıt verebileceksiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu elini uzatmış. Tokalaşıyorsun ama kin dolu bakışların başka yerde. Yüzündeki ifadeden aldığım izlenim, derin bir öfke ve tahammülsüzlük.

Soruyorum: Bu fotoğrafını görünce hiç utanmadın mı Özgür Özel?

Bir fotoğraf insanın içinden geçenleri bütünüyle anlatamaz. Ancak kamuoyuna yansıyan bu tavrını şiddetle eleştiriyorum.

Düşmanlar bile cenaze namazında, cenaze töreninde barışırlar. Ölümün karşısında kavgalar susar, kırgınlıklar bir kenara bırakılır.

Sen ise siyasi anlaşmazlığını o törenin önüne geçiriyorsun.

Nezaket, yalnızca işine geldiğinde hatırlayacağın bir protokol kuralı değildir.

Özgür Özel, bu mirası unuttun mu?

CHP sıradan bir parti değildir! Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partidir.

Millî Mücadele’nin ve bağımsızlık iradesinin siyasi mirasını taşıyan, egemenliğin saraydan alınıp millete verilmesini savunan partidir.

İkinci genel başkanı İsmet İnönü döneminde çok partili demokrasiye geçişin yolunu açan partidir.

16 Şubat 1950’de kabul edilen 5545 sayılı Milletvekilleri Seçimi Kanunu ile gizli oy, açık sayım ve seçimlerde yargı güvencesi esasları getirildi.

14 Mayıs 1950 seçimlerini Demokrat Parti kazandı. Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, sonucu kabul etti; iktidar barışçı biçimde el değiştirdi.

İsmet Paşa’nın demokrasi anlayışını, kendisine atfedilen şu söz özetler:

“Benim en büyük yenilgim, en büyük zaferim oldu.”

Özgür Özel… Böyle bir siyasi mirasın içinden geliyorsun.

Bu tarihin sana yüklediği sorumluluk, yalnızca seçim kazanmak değildir. Kaybetme ihtimalini kabul etmek, itiraza tahammül etmek ve siyasi anlaşmazlığı kişisel düşmanlığa dönüştürmemektir.

Demokrasi, yalnızca rakibinden istediğin zaman hatırlanacak bir erdem değildir. Önce kendi davranışında göstereceğin bir sorumluluktur.

CHP’ye “butlan CHP’si” denilemez!

CHP’yi “butlan CHP’si” diye adlandırmak, bir yönetim tartışmasını partinin tarihsel kimliğini küçümsemeye dönüştürmektir.

CHP yönetimi elbette eleştirilir. Ancak yöneticileri eleştirmekle partinin tüzel kişiliğini aşağılamak aynı şey değildir.

Bir kurultay hakkındaki hukuki tartışma, Cumhuriyet’in kuruluş mirasını taşıyan partiyi değersizleştirmenin gerekçesi yapılamaz.

Atatürk’ün partisi, herhangi bir yöneticinin siyasi geleceğinden büyüktür.

Erdoğan’la müzakere, Kılıçdaroğlu’yla mücadele!

Özgür Özel; 31 Mart 2024 seçimlerinden sonra Erdoğan ile görüşmenin yolunu açtın.

Kemal Kılıçdaroğlu ise şu uyarıyı yaptı:

“Bu düzenin kurucusu sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir..!”

Sen, 26 Nisan 2024’te farklı bir yöntem savundun:

“Müzakere de eden mücadele de eden yepyeni, dinamik, sonuç alan bir siyaset için yola çıktık.”

Ardından, 2 Mayıs 2024’te Erdoğan ile AKP Genel Merkezi’nde görüştün. Görüşmeyi şu sözlerle değerlendirdin:

“Olumlu bir atmosferde gerçekleşti. Olumlu sonuçlar doğuracağına dair iyimserim.”

Ve ekledin:

“Müzakere ve mücadeleyi birlikte yürüteceğiz.”

8 Mayıs’taki açıklamanda da yaklaşımını şöyle anlattın:

“‘Yumuşama’ lafını hiç doğru bulmuyorum, ‘normalleşme’, çünkü normali bu.”

Benim değerlendirmem ise şu:

Erdoğan’ın normali CHP’ye kumpas, yalan, dolan, hakaret; yumuşama için Erdoğan’ın anormalleşmesi gerekir.

CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar ve belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması sürerken, normalleşme siyasetinin ne sonuç verdiğini açıklamalısın.

Bu tercihin için neden bir kez olsun öz eleştiri yapmadın?

Bugün geldiğin noktaya bakınca insanın söyleyeceği şu:

Demek Erdoğan ile müzakere, Kılıçdaroğlu ile mücadele edecekmişsin!

Özgür özel, siyasetin şifreleri ve ümit özlale
Özgür özel, siyasetin şifreleri ve ümit özlale

İktidarla diyalog kurmak için gösterdiğin siyasi mahareti, CHP’li yol arkadaşlarınla aranızdaki anlaşmazlıkları çözmek için kullanamadın.

Hakarete hürmetle cevap verdin

1 Ekim 2024’te Devlet Bahçeli seni hedef alırken şöyle dedi:

“Özgür Özel sana diyorum; iddiaların da aynen şahsın gibi çürüktür.”

Aynı gün Meclis resepsiyonunda karşılaştınız.

Bahçeli sana şu sözleri söyledi:

“Birbirimizi kırmıyoruz inşallah. Üzülme, bazen siyaseten söylememiz gerekenler oluyor, siyasetin gereği olarak.”

Senin cevabın cevabın şöyle oldu::

“Önemli olan, saygıda sevgide eksiklik göstermemek.”

Ardından:

“Hürmet ederim.”

Sana “çürük” diye hakaret eden Bahçeli’ye bile hürmet ediyorsun.

Kendi adına söylenen sözleri bağışlamak senin tercihindir. Fakat siyasi bir partinin genel başkanını aşağılayan ifadeleri, resepsiyon nezaketi içinde sıradanlaştıramazsın.

Hakareti “siyasetin gereği” saymak mı normalleşme?

Bir sözün arkasına “siyaseten” eklenince sorumluluğu ortadan mı kalkıyor ?

Bahçeli’nin ağır ifadeleri karşısında koruduğun soğukkanlılığın, Kılıçdaroğlu’nun uzattığı el karşısında kaybolması nasıl açıklanır?

Cumhurbaşkanı adaylığı açıklanırken Kılıçdaroğlu’nu gözyaşlarıyla izleyen Özgür Özel’e ne oldu?

O günkü dayanışmayla bugünkü mesafe arasındaki değişimi seçmene açıklamak zorundasın.

Arınç’ın deneyimi, senin çelişkin

12 Mart 2026’da Bülent Arınç’ı ziyaret ettin. Görüşme sonrasında şöyle dedin:

“Biz iki hemşeri yan yana gelince güneşin altındaki her şey gündemdir.”

Sohbetinizi anlatırken de:

“Deneyimlerinden istifade etme imkânı oldu” ifadesini kullandın.

AKP’nin kurucularından Arınç’ın deneyimlerine başvurmakta sakınca görmüyorsun.

Mesele konuşmayı bilmemek değil, kiminle konuşmayı tercih ettiğin.

Üstelik 8 Mayıs 2024’te, Arınç’a bir cenazede gösterdiğin yaklaşımı açıklarken şunu söylemiştin:

“İnsanlık başka bir şey, siyasi rekabet başka bir şey.”

Aynı yayındaki diğer cümlen de şuydu:

“Gerçek demokrasilerde el sıkışmayan parti liderleri olmaz.”

Kendi ölçünü kendin koymuşsun.

Şimdi senden beklenen, başkasına anlattığın bu yaklaşımı kendi davranışında da göstermen.

El sıkışmanın anlamını yalnızca ellerin temasıyla sınırlarsan, sözünü ettiğin insani yaklaşımın içini kendin boşaltırsın.

Kurultayın hesabı yüz çevirerek verilmez

Kurultaya ilişkin tartışmaların sorumluluğunu Kılıçdaroğlu’na yükleyerek kindar bakışla meseleyi kapatamazsın.

Kurultayda kumpası kim, kime kurdu?

Hangi iddia hangi belgeye dayanıyor?

Kim, hangi işlemin sorumluluğunu taşıyor?

Bunlar sloganlarla geçiştirilecek sorular değildir. İddialar, tutanaklar ve savunmalar dosyalardadır. Mahkemenin hangi konuda neye hükmettiği de kararın kapsamıyla birlikte tartışılmalıdır.

Kurultay üstüne kurultay yaparken mutlak butlan ihtimalini neden yanlış değerlendirdin?

Bu ihtimali neden ortak bir siyasi çözüm arayışına dönüştürmediniz?

Kılıçdaroğlu’nun yargı kararı sonrasında görevi üstlenmesini, Atatürk’ün mirasına sahip çıkma sorumluluğu olarak değerlendiriyorum.

Bu tercihini kişisel ikbal arayışına indirgemeyi doğru bulmuyorum.

Senin ise CHP’de kalıp yapılacak kurultayda yeniden mücadele etmen gerekirdi.

Ayrı parti kurmayı seçtin.

Karşı görüştekileri “butlancılar” diye dışlayan anlayışa ben de “CHP’yi bölen siyasetçiler” diyorum.

Çünkü bir partiyi yalnızca ayrı bir tabela bölmez. İnsanları sadıklar ve hainler diye ayırmak, itirazı düşmanlık saymak, ortak geçmişi değersizleştirmek de böler.

Özgür Özel CHP’yi bölmek, Atatürk’ün mirasına ihanettir.

Siyasetin finansmanı da açıklanmalı

Yeni Parti’yi kurarken seçmenden yeni bir güven istedin.

Bu güvenin gereği, siyasi kararlar kadar mali kaynakların da açık olmasıdır.

Toplanan bağışların tutarını duyuruyorsun; harcama kalemlerini neden aynı açıklıkla paylaşmıyorsun?

Bağışların hangi faaliyetlere, hangi tutarlarda harcandığını kamuoyuna gösterin.

Şeffaflık, yalnızca iktidardan istenecek bir sorumluluk değildir.

Erdoğan, Bahçeli ve ucube tek adam rejimi

Türkiye’de parlamenter sistemin yerine Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin getirilmesini sağlayan Erdoğan ve Bahçeli ile mücadele edeceğine, bugün hâlâ CHP içindeki ayrışmayı derinleştiriyorsun.

Benim ucube tek adam rejimi dediğim bu sistem karşısında muhalefetin gücünü büyütmen gerekirken, enerjini eski yol arkadaşlarınla hesaplaşmaya harcıyorsun.

Bil ki efsaneler ölmez, öldürülemez. CHP’nin kökleri kurutulamaz. Atatürk’ün partisi Türk siyasetinden ne yaparsan yap silinemez.

CHP’nin geleceğini kendi siyasi geleceğinize bağlayamazsınız.

Siyasi makam, kimseye karşısındakini küçümseme hakkı vermez. Yılların emeğini, birlikte verilen mücadeleyi ve insani saygıyı kişisel kırgınlıklarına kurban edemezsin.

Haydi, televizyonda konuşalım Özgür Özel.

Haydi, gel kırmızı koltuk programıma konuk ol. Bugüne kadar kırdığın potları ve kindar bakış ile siyasete hırs katmana konuşalım.

Kamer Genç’in mezarı başındaki içkili görüntülerden başlayalım. Görüntülerin 2020 yılına ait olduğunu, partinin bunun resmî cenaze töreni olmadığını belirterek savunma yaptığını da kayda geçirelim.

Ardından normalleşme siyasetinin sonuçlarını, kurultay sürecindeki tercihlerini ve kullandığın dili tartışalım.

Ben sorayım, sen cevap ver. Sen sor, ben cevap vereyim.

Çünkü siyasetçinin gerçek sınavı, alkışlayanların karşısında konuşmakla bitmez. Kendisini eleştirenlerin sorularına cevap verebilmesi de gerekir.

Fotoğraftaki o tavır, Kılıçdaroğlu’nun geçmişinden, kişiliğinden hiçbir şey eksiltmez.

Özgür Özel, o fotoğrafı eline al; demokrasi, vefa, normalleşme ve toplumu kucaklama sözlerinle birlikte değerlendir. Sonra da yazdıklarımı düşünerek vicdan muhasebesi yap.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir