Almanya’da bir casusluk haberi ve bir Türk kondüktörün öldürülmesi; basın özgürlüğü açısından Türkiye – Almanya karşılaştırmasını gerektirdi.
Aynı olayın iki farklı ülkede nasıl haberleştirildiğine bakmak, basın özgürlüğünün sadece bir slogan değil, günlük gazetecilik pratiğini belirleyen bir gerçek olduğunu gösteriyor. Çünkü bir ülkede haber hukukun diliyle yazılırken, diğerinde çoğu zaman manşet hukukun önüne geçebiliyor.
Çarpıcı bir Türk–Alman medyası karşılaştırmasını basın özgürlüğü açısından yapalım:
Kanal 7 Haber sitesinde fotoğraflı haber yapıldı. Casusluık iddianamesinin sanıklarının fotoğrafları şöyle yer aldı.

Yunanistan’da tutuklama.
Bir subayın NATO sırlarını Çin’e sızdırdığı iddia ediliyor.
Bu, son derece hassas bilgilerle ilgili.
Yunan Hava Kuvvetleri’nde yüksek rütbeli subay Ch. F. perşembe günü tutuklandı. Suçlama: Çin için casusluk yapmak.

Atina ve Berlin imzalı haberde, subayın birlik hareketleri ve gizli planlamaya ilişkin hassas verilere erişimi olduğu, bunun Yunanistan ve NATO için önemli bir güvenlik riski oluşturduğu belirtildi.
Ancak haberin ayrıntılarını okumak isteyenler okuyamadı.
Çünkü, BILDplus aboneliğine yönlendirildi.
Okura verilen mesaj netti. Dikkat ederseniz, haberde: Subayın adı soyadı açık yazılmıyor.
Fotoğrafı kısmen gizlenmiş. “İddia ediliyor” ifadesi kullanılıyor. Kesin hüküm cümleleri yok. Basın özgürlüğü budur.
Şimdi benzer “casusluk” iddiasının Türkiye’de nasıl verildiğine bakalım.
Türkiye’de casusluk iddianamesi haberleri
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, aralarında Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Hüseyin Gün ve Merdan Yanardağ’ın da bulunduğu şüphelilerin, 2019–2025 yılları arasında “siyasal casusluk” faaliyeti yürüttükleri iddia edildi.
Savcılığa göre soruşturmanın çıkış noktası, Hüseyin Gün hakkında yapılan bir ihbar. Gün’ün yabancı ülkelerin, özellikle İsrail, İngiltere ve ABD istihbarat çevreleriyle temas kurduğu, kriptolu haberleşme uygulamaları kullandığı, yüksek meblağlı ve kaynağı belirsiz para hareketlerinin bulunduğu öne sürüldü.
Dijital materyallerde yapılan incelemelerde, Wickr gibi kriptolu uygulamalar, çok sayıda dijital belge ve çeşitli isimlerle bağlantılar tespit edildiği iddia edildi.
Türk medyasında kullanılan dil ve manşetler
Türk medyasındaki manşetlere bakıldığında, iddianame daha mahkemeye gitmeden şu cümlelerle yayınlandı:
Casusluk davası: Ceza talebi, İmamoğlu dahil 4 kişi, Kime ne ceza istendi, İmamoğlu neyle suçlandı?
Bu kesin ifadelerle ve fotoğraflarla yayımlandı.
Bazı manşetlerde, henüz yargılama başlamadan: Ceza talebi, Casusluk davası, Siyasal casusluk suçundan ceza ifadeleri büyük puntolarla ve fotoğraflarla birinci sayfa diliyle verildi.
Bu dil, hukuki bir metnin haberleştirilmesinden çok, peşin hüküm veren bir manşet anlayışını yansıtıyor.
Masumiyet karinesi ve haber dili farkı
Yunanistan’da bir subay hakkında casusluk iddiası ortaya atılıyor. Almanya’daki haberde:
Adı gizleniyor. Fotoğrafı sansürleniyor. İddia vurgulanıyor. Kesin hüküm kurulmadan dil dikkatle seçiliyor.
Türkiye’de ise bir iddianame daha mahkeme aşamasına gelmeden 15 gün içinde yayınlanması yasa gereği yasakken: Tam isimler veriliyor. Fotoğraflar kullanılıyor. Ceza başlıkları atılıyor. Suçlama manşete ve televizyon haberlerine taşınıyor. Basın özgürlüğü bu mudur?
Bu, iki ülke arasındaki basın kültürü farkını açıkça ortaya koyuyor.
Haberler; basın özgürlüğünün aynasıdır.
Basın özgürlüğü sadece “gazete kapatılmaması” demek değildir. Basın özgürlüğü, aynı zamanda haberin dilinde kendini gösterir.
Bu fark, sadece gazetecilik üslubu değildir. Bu fark, hukuk kültürünün ve demokratik refleksin farkıdır.
Türkiye’de medya etiği bir günde ortadan kalkmadı. Yavaş yavaş zayıflatıldı.
Mesleki kurallar, yasalar hatta anayasa bilinçli olarak çiğnendi.
Cumhuriyet gazetesi,
İddianame haberlerini Ekrem İmamoğlu’nun adliye çıkışı ve miting görüntülerini ve Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Hüseyin Gün ve Merdan Yanardağ’ın adlarını kullanarak verdi.
Manşet ve spotlarda “casusluk soruşturması” ifadesi tercih edilirken, haber metninde suçlamaların siyasi olduğu yönündeki savunmalara geniş yer ayrıldı. Gazete, iddiaları aktarırken kesin hüküm içeren ifadelerden kaçınarak daha temkinli ve hukuki çerçeveyi öne çıkaran bir dil kullandı.
Sözcü gazetesi,
İddianame haberlerinde çoğunlukla Ekrem İmamoğlu’nun konuşma yaptığı veya kamuoyuna hitap ettiği kürsü fotoğraflarını tercih etti. Manşetlerde soruşturmanın tamamlandığı ve Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Hüseyin Gün ve Merdan Yanardağ’a istenen cezaya ilişkin bilgiler öne çıkarıldı. Ancak dil, suçlamayı kesin hüküm gibi sunmaktan ziyade, iddianame sürecini aktaran haber üslubuna yakın kaldı.
Nefes gazetesi:
Haberi siyasi tartışma çerçevesinde ele aldı. İmamoğlu’nun toplantı, açıklama veya siyasi temas fotoğraflarının kullanıldığı manşetlerde, iddialar aktarılırken kesin hüküm içermeyen, daha temkinli başlıklar tercih edildi. Haberlerde Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Hüseyin Gün ve Merdan Yanardağ’ın adları ile parti içi değerlendirmeler ve siyasi yorumlara da yer verildi.
Sonunda yandaş ya da medya gruplarının önemli bölümü aynı çizgide birleşti.
Bir casusluk haberi, iki medya düzeni Türk ve Alman medyası farkı açıkça ortaya çıktı.
Türkiye’de ise bir iddianame daha yargılama aşamasına gelmeden medya suçlamayı kesin hüküm gibi sunabiliyor.
BILD haberi ve Serkan
Serkan C. için Almanya’da trenler bir dakika durdu.
Ama bu haber, Türkiye’de özgür medyanın nasıl susturulduğunu bir kez daha hatırlattı.
Bir ülkede medya hukuku takip ediyor.
Diğerinde medya çoğu zaman hukukun önüne geçiyor.
İşte basın özgürlüğü tartışması tam da burada başlıyor.

Aynı cinayet, iki farklı haber dili
Almanya’da yayımlanan haberlerde şüphelinin soyadı tam olarak verilmedi. “Zanlı” ve “iddia edildi” gibi hukuki ifadeler kullanıldı. Mahkeme kararı beklenmeden kimse “katil” ilan edilmedi. Kurbanın ve saldırganın ailelerini hedef haline getirecek ayrıntılardan özellikle kaçınıldı.
Bu yaklaşım, Alman basınının temel ilkelerinden biri olan masumiyet karinesine dayanıyor. Bir kişi mahkeme kararıyla suçlu bulunana kadar basında suçlu gibi gösterilmez. Bu, hem hukuki hem de etik bir zorunluluktur.
Türkiye’de ise benzer olaylarda çoğu zaman şüphelinin adı, soyadı ve fotoğrafı hemen yayımlanır. Sosyal medya hesapları paylaşılır. Mahkeme kararı beklenmeden “katil”, “hain” gibi kesin ifadeler kullanılır. Bu durum sadece dil farkı değildir. Bu, gazetecilik kültürünün ve hukuk anlayışının farkıdır.
Masumiyet karinesi ve yargısız infaz dili
Almanya’da savcılık soruşturmaları sırasında dosya bilgileri büyük ölçüde gizli tutulur. İddianameler sınırlı şekilde basına yansır. Soruşturma sürecinde ayrıntılı yayın yapılmaz.
Türkiye’de ise iddianameler çoğu zaman basına sızdırılır. Soruşturma dosyaları manşetlere taşınır. Daha dava açılmadan insanlar kamuoyu önünde suçlu ilan edilir. Bu durum hem adalet duygusunu hem de basının güvenilirliğini zedeler.
RTÜK cezaları ve basın özgürlüğü
Türkiye’de televizyon ve radyo yayınları RTÜK tarafından denetlenir. Son yıllarda özellikle eleştirel yayın yapan kanallara verilen para cezaları ve yayın durdurma kararları sık sık gündeme gelmektedir. Bu cezaların dağılımı, yayın denetiminin tarafsızlığı konusunda tartışmalara yol açmaktadır.
Bu ortamda televizyon ve radyo kanalları, yayın politikalarını belirlerken yalnızca habercilik kaygısıyla değil, ceza ihtimaliyle de hareket etmek zorunda kalmaktadır. Bu durum oto sansürü büyütmektedir.
Almanya’da da yayın düzenleyici kurumlar vardır. Ancak yayın durdurma gibi ağır yaptırımlar son derece istisnai durumlarda uygulanır. Yayın kuruluşları daha çok özdenetim ve etik kurallar çerçevesinde faaliyet gösterir.
Cumhurbaşkanına hakaret ve eleştiri sınırı
Türkiye’de Cumhurbaşkanına hakaret suçu ayrı bir ceza maddesi olarak düzenlenmiştir ve hapis cezası öngörmektedir. Bu madde, ifade özgürlüğü tartışmalarının merkezinde yer almaktadır.
Almanya’da hakaret suçu bulunmasına rağmen siyasi eleştiri çok daha geniş bir alanda korunur. Siyasetçilere yönelik sert eleştiriler ve mizah, demokratik kültürün doğal bir parçası kabul edilir. Bu fark, gazetecinin kalemini doğrudan etkiler.
Kamu reklamları ve medya ekonomisi
Türkiye’de medyanın ekonomik yapısı büyük ölçüde resmi ilanlar, kamu bankası reklamları ve kamu şirketlerinin reklam bütçeleri üzerinden şekillenmektedir. Uluslararası raporlar, büyük ölçekli medyanın çok büyük bölümünün iktidar etkisinde olduğunu ve kamu reklamlarının dağıtımının medya dengelerini etkilediğini belirtmektedir.
Bu tablo, bağımsız medya için ciddi bir ekonomik baskı anlamına gelmektedir. Reklam alamayan, resmi ilanı kesilen veya kamu desteklerinden mahrum bırakılan medya kuruluşları ayakta kalmakta zorlanmaktadır.
Almanya’da ise kamu yayıncılığı sistemi doğrudan hükümet reklamına bağlı değildir. Kamu yayıncıları hane katkı payı sistemiyle finanse edilir. Devlet reklamları ise şeffaf kamu alımı kurallarına göre dağıtılır. Bu nedenle medya ekonomisi siyasi tercihlere daha az bağımlıdır.
Gazete tirajları: iki ülkenin medya gücü
Almanya’da günlük gazete satışı yaklaşık 12 milyonun üzerindedir. Bu rakam, basılı medyanın hâlâ güçlü bir etkisi olduğunu göstermektedir.
Türkiye’de ise resmi ilan yayımlayan gazetelerin günlük ortalama toplam tirajı yaklaşık 1,2–1,3 milyon bandındadır. Bu tablo, basılı medyanın hem ekonomik hem de yapısal olarak daraldığını ortaya koymaktadır.
Televizyon ve radyo çeşitliliği
Türkiye’de yüzlerce televizyon ve radyo kanalı bulunmaktadır. Ancak bu sayı, içerik çeşitliliği ve editoryal bağımsızlık anlamına gelmemektedir. Büyük ölçekli medya kuruluşlarının önemli bölümü aynı siyasi çizgide yayın yapmaktadır.
Almanya’da ise kamu yayıncılığı ve özel sektör birlikte çalışır. Kamu yayıncılarına tarafsızlık ve görüş çoğulluğu yükümlülüğü getirilmiştir. Bu nedenle iktidar ve muhalefet, ana akım mecralarda daha dengeli yer bulabilmektedir.
Türkiye’de özgür medya nasıl öldürüldü
Özgür medya bir günde ortadan kalkmadı. Yavaş yavaş, adım adım zayıflatıldı.
Bir gün resmi ilan kesildi.
Bir gün kamu bankası reklamı durduruldu.
Bir gün RTÜK cezası geldi.
Bir gün hakaret davası açıldı.
Bir gün gazeteci gözaltına alındı.
Sonunda büyük medya gruplarının çok büyük bölümü aynı çizgide birleşti. Eleştirel sesler ya küçüldü ya kapandı ya da sadece dijital mecralara sıkıştı.
Bir cinayet haberi, iki medya düzeni
Serkan C. haberi bize şunu gösterdi.
Almanya’da bir cinayet haberi bile hukukun diliyle yazılıyor.
Türkiye’de ise çoğu zaman haber dili, hukukun önüne geçebiliyor.
Bir ülkede medya, hukukla birlikte hareket ediyor.
Diğerinde ise medya çoğu zaman yargının yerine geçiyor.
Serkan C. için Almanya’da trenler bir dakika durdu.
Türkiye’de ise özgür medya, yıllar içinde sessizce durduruldu.
Ombudsman gazeteci kardeşim Faruk Bildirci’nin kulakları çınlasın…
Kaynaklar
Freedom House Türkiye medya raporları
MLSA RTÜK ceza raporları
TÜİK Süreli Yayın İstatistikleri
Media Ownership Monitor Türkiye verileri
Almanya medya istatistikleri ve kamu yayıncılığı verileri
Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası resmi açıklamaları

