FEYZİOĞLU VE ADALET DERSİ – 1
ORTAÇAĞ’A GİTMEYİN
O bir öğretim üyesi, O bir hukuk adamı, O bir avukat, O bir vatandaş ve O Türkiye Barolar Birliği Başkanı Profesör Doktor Metin Feyzioğlu.
Feyzioğlu hocamızdan “Adalet Dersi” almak için uzun bir söyleşi yaptım ve size de onu böyle sunmak istedim.
İşte sorularım işte yanıtları.
Soru: Adalet nedir?
Feyzioğlu: Hukukun herkese eksiksiz, tam ve doğru uygulanmasıdır. Yani birine şöyle, birine böyle değil. Sadece adaletli olmak yetmiyor; hiç kimsenin telkini, tavsiyesi, talimatı olmaksızın, hukuku eşit uyguladığınız konusunda da toplumun bir inanca sahip olması mutlaka gerekiyor. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yerleşik içtihadıyla, adaletli davranmak yetmez, adaletli davrandığın noktasında toplumu ikna edici bir görüntü de vermen gerekir.
Çok uç bir örnek vereyim; mesela hakim oğlunu -kanunen yargılayamaz ama yargılayacak olursa vereceği bir beraat kararına toplumun “bu adildir” diye ikna olması mümkün değil. O hakimi değiştirip bir başkasını koysanız bile yine beraat kararı çıkacak olsa dahi baba oğlunu yargıladığında toplumu ‘burada adalet dağıtılmıştır’ diye ikna edemezsiniz, çünkü görüntü adaletsizdir.
Soru: O zaman ben de hemen damat-kayınpeder görüntüsünü sorayım?
Feyzioğlu: Mesele bizim yargımızın tarafsız ve bağımsız algılanmıyor olması. Misal Almanya’da bir belediye başkanı tutuklansa problem olmuyor, Türkiye’de tutuklandığında problem oluyor. Neden? Çünkü misal Alman, İngiliz, Hollanda… O ülkelerin toplumları yargılarının talimatla hareket etmediğini düşünüyorlar. Çünkü sistem talimat vermeye açık değil. Mesela ABD mahkemesi bir karar verdiğinde Amerikan toplumu, ‘bunu sen başkanın talimatıyla yaptın’ demiyor.
Çünkü sistem müdahaleye açık değil. Türkiye’de ise toplumu ilgilendiren davalarda, soruşturmalarda, toplumun gözü önündeki işlerde, mutlaka tam ortadan ikiye ayrılıyoruz. Bir kısım takım tutar gibi bu tarafı destekliyor, öbür kısım da rakip takımı tutar gibi diğer tarafı destekliyor ve işin esasını kaybediyoruz. Neden? Çünkü Türkiye’de yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanması hakimlerin cesaretine ve şahsi duruşlarına terkedilmiş durumda.
Soru: Anayasa değişiklikleri Adalet getirmedi mi?
Feyzioğlu: Biz referandumdan önceki durumu da desteklemiyorduk, 2010’dan önceki durumu da desteklemiyorduk. Biz her zaman, Türk Milletinin tarafsız, bağımsız, hesap verebilen, adalet dağıtabilen bir yargıyı hak ettiğini söylüyoruz. Bizim için ne 2010’daki HSYK doğruydu, ne 2010’dan sonra cemaatin müdahalesiyle oluşturulan HSYK doğruydu, ne de 2017 referandumuyla oluşan sistem doğru.
Bunun nasıl olması gerektiğini de biz dünyada demokratik ülkelerde yerleşik ilkeler çerçevesinde belirledik, yazdık, 4 sene önce tüm milletvekillerine ve tüm siyasi partilere, ‘böyle yaparsanız, bu ilkeler çerçevesinde böyle bir yargıyı kurarsak hep birlikte, o zaman Türkiye’de davalar, soruşturmalar toplumu ülkeyi bölen anlaşmazlık konuları olmaktan çıkar, tüm toplum “bu ülkede adalet var’ rahatlığına kavuşur dedik.
Ama iktidarlar maalesef yargının kendilerine daima bir şekilde yol açma makinesi olarak durmasını tercih ediyorlar. Bizim yargıda mutlu olduğumuz bir gün bile olmadı. Ama bu kadar mutsuz olduğumuz gün hiç olmadı. Daha iyiye gitmesini arzu ederken bugün geldiğimiz nokta başladığımız noktanın da gerisinde.
– Soru: Türkiye 15 Temmuz’a neden geldi?
Feyzioğlu: 15 Temmuz’da Türkiye çok büyük bir felaketin kıyısından döndü. Bunu yeni bir başlangıç için şans olarak kabul edip, buraya nasıl geldiğimizi hesaplayıp, çoğulcu-katılımcı demokrasiden ve hukukun üstünlüğünü sağlamaya yönelik kurumlardan vazgeçtiğimizde, bunları yıprattığımızda, Türkiye’de siyasete, ticarete ve adalete müdahale eden cemaat kisvesindeki yapıların her zaman için etkin olacağını görmemiz lazım. Yani bu gideri bir başkası gelir.
15 Temmuz’a biz hukuku askıya aldığımız için geldik, hukuka uyduğumuz için gelmedik.
15 Temmuz’a biz demokratik kurumları güçlendirdiğimiz için gelmedik; demokratik kurumları aşındırdığımız ve kişilerin keyfi iktidarlarını güçlendirdiğimiz için geldik.
15 Temmuz’a biz denet-denge mekanizmalarını güçlendirdiğimiz için gelmedik; denet-denge mekanizmalarını kaldırıp yöneticinin aklındakileri doğrulamayı marifet sayan bir düşünce sayesinde geldik.
15 Temmuz’a biz şahsiyetli duruşlar sergilediğimiz için gelmedik; tam aksine yöneticilerin etrafındakilerin “siz ne yaparsanız doğrudur, siz hata yapsanız bile o hata doğrudur” diye taklalar atması sayesinde geldik.
15 Temmuz’a nasıl geldiğimizi doğru tespit etseydik, çıkışı da doğru bulurduk.
Soru: Çıkış nasıl bulunur?
Feyzioğlu: Bizim ilk günden itibaren söylediğimiz şu oldu: 15 Temmuz kalkışmasını yapanlar, destekleyenler, altyapısını hazırlayanlar, mutlaka adil yargılanma esasları içerisinde tespit edilmelidir. Burada adil yargılanmanın altını çizmek istiyorum. Çünkü insanlığın suçluyla suçsuzu, gerçekle gerçek olmayanı ayırt etmek için bulduğu yegane yöntem adil yargılanma. Başınıza geldiğinde değil, bir başkasının meselesi üzerinden anladığımızda ahlaklı davranırız. Bir kişinin hırsızlıkla, adam öldürmekle, darbecilikle, vatan hainliğiyle, casuslukla suçlanması o kişinin hırsız, katil, darbeci, vatan haini, casus olduğu anlamına gelmez. Olmadığı anlamına da gelmez. Bir kişinin suçlu olup olmadığını anlamanın bir tek yolu vardır; o da o kişiyi adil yargılamak. İnsanlık binlerce yıl içerisinde suçlamanın yalnızca bir iddia olduğu, bu iddianın delillerle kanıtlanması gerektiği, delillerle kanıtlanabilmesinden söz edebilmek için de suçlanana savunma hakkının verilmesi gerektiği noktasına gelmiştir. Ortaçağ’da bir kişiyi krala ihanet ediyorsun, vatan hainisin diye suçlamak onun suçlu olduğunun kabulü için yetiyordu. Neden? Çünkü kral suçluyorsa doğru kabul ediliyordu. Ama bununla insanlık öyle bir mücadele etti ki, en sonunda bir kişinin suçlanması onun suçlu olduğuna yetmez, suçlama yetseydi yargılamaya ihtiyaç olmazdı noktasına gelindi. Bugün bunu anlamamız için binlerce yıllık insanlık tarihi önümüzde duruyor. 2017’de bunu tartışmayı ben artık üzücü buluyorum. Bu hukuk fikri artık bizim insanımızda yerleşmiş olmalı. Ortaçağ’a gitmeyin…
