Feyzioğlu ve adalet dersi – 4

FEYZİOĞLU VE ADALET DERSİ – 4

YARGI SOPASI

Soru: Muhalefet de “hodri meydan” diyerek dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek verdi.

Feyzioğlu: Dokunulmazlıkların kaldırılması için muhalefetin ön ayak olması şu demektir: Siyasi iktidar eline yargı sopası alsın benim kafama indirsin demektir. Yargı bir sopa gibi siyasi iktidarın eline verilirse siyasi iktidar o sopayı kendi kafasına vurmaz, muhalefetin kafasına vurur.

Dokunulmazlıklar kalksın önerisi Meclise geldiğinde muhalefet partileri ve iktidar şunu demeliydi: Ben milletvekilinin vatandaş Ali’ye göre daha ayrıcalıklı olmasını doğru bulmuyorum ama milletvekili Veli’yi Ali gibi güvencesiz hale getireceğimize, vatandaş Aliyi güvenceli hale getirelim demeliydi. Yani güvencesizlikte buluşalım ve hepimiz siyasi iktidarın karşısında boynumuzu büküp, elimizi uzatalım demek yerine, vatandaş Ali de, milletvekili Veli de düşüncesini korkmadan söyleyebilsin, eleştirisini korkmadan yapabilsin. İşte biz vatandaşımızı siyasi iktidar karşısında hakim güvencesinden yararlanır hale getirelim demeliydi.

Arkasına vatandaşı alıp şunu söyleyecekti: Biz dokunulmazlıkların, belli bir yılı kapsayacak şekilde kaldırılmasını istemiyoruz, milletvekilinin vatandaş gibi olmasını istiyoruz, ama vatandaşı güvencesiz bırakmak değil, vatandaşı güvenceli hale getirmeye varız, gelin milletvekili dokunulmazlıklarını kaldıralım, ama bunu yapmak için yargıyı iktidarın egemenliğinden çıkaralım.

Her vatandaşımız söylediği söz sebebiyle, eleştirisi sebebiyle, yargı karşısında kendini korumasız hissetmesin, tam aksine siyasi iktidara karşı her vatandaşımızı her milletvekilimiz gibi yargı müdafa etsin. Her vatandaşımız düşüncesini rahat söylesin… Yeter ki suç işlemeyen bir vatandaşımız sırf siyasi iktidarın canını sıktı diye tutuklanmasın. Bunu söylediğiniz anda 80 milyon arkanıza geçerdi, bu fikrin arkasında dururdu. Bunu yapmayan siyasi iktidar da bunu yapmama sebebini 80 milyona izah etmek zorunda kalırdı.

Vatandaş yargıya güveniyor mu?

Feyzioğlu: Yargısına güvenilen bir devlette vatandaşlar milletvekili niye tutuklandı diye sormaz. Yargısına güvenilmeyen, yargının siyasi iktidarın en azından telkiniyle hareket ettiği düşünülen yerlerde ise toplumu ilgilendiren her soruşturma, her dava, her tutuklama her tahliye toplumu ortadan ikiye böler. Yargıya “telkin tavsiyeyle hareket etmez benim yargım” güveni olsa hiç kimse bunlar damat olduğu için tahliye edildi demez. Bir gazetecinin tutuklanmasına, “onlar gazetecilik faaliyeti sebebiyle tutuklanmıyor, terör örgütüne destek verdikleri için tutuklanıyor” cümlesine hak verir.

Sorun gazetecilik yapan bir kişinin tutuklanmasında, bir milletvekilinin tutuklanmasında değil, bir damadın tahliye edilmesinde değil… Sorunun kaynağı, yargının siyasi iktidarın emirlerine, talimatlarına, telkin ve tavsiyelerine açık bir sistemin içinde konumlandırılmış olmasında.

Batılı ülkeler de yargıya güven var mı?

Feyzioğlu: Belediye başkanları Güneydoğu’da tutuklandı. Hamburg Belediye Başkanı, Hamburg’u Almanya’dan ayırmak isteyen bir silahlı örgüte yardım için Hamburg sokaklarının kazılmasını, mayınlanmasını ve ardından üstünün asfaltla örtülerek bu mayınların tuzağa dönüştürülmesini belediye imkanlarıyla desteklediği iddiasıyla soruşturulsa, yargılansa, mahkum edilse, Alman toplumu yargıya kızacağına belediye başkanına kızar.

Çünkü yargının Alman adalet bakanından, cumhurbaşkanından, başbakanından emir talimatla hareket etmediğini düşünür Alman toplumu. Çünkü sistem siyasi iktidarın mahkemeye emir vermesine açık değildir. Türkiye’ye gelelim…

Türkiye’de toplumu ilgilendiren her soruşturma bir kısım açısından alkışlanacak bir olaydır bir kısım için de gerçek dışıdır. Siyasi iktidar ya müdahale etmekle suçlanır bir kısım tarafından diğer kısım tarafından da helal olsun diye… Ama burada adalet yoktur. Bir kişinin suçlu olup olmadığını anlamanın bir tek yolu vardır, suçlanan kişinin adil yargılanması.

Adil yargılanmanın da vazgeçilmez şartı yargılamayı yapan mahkemesi hiç kimsenin müdahale imkanının bulunmamasıdır. Eğer yargılamayı yapan mahkemeye siyasi iktidarı müdahale şansı varsa toplumun önündeki kişilerin mahkumiyeti ya da beraatı, tutuklanması ya da tahliye edilmesi her zaman için siyasi iktidara bağlıdır. Siyasi iktidarı alkışlayanlar helal olsun der, siyasi iktidarın karşısında olanlar yuhalar. Burada adalet yerine yargının sopa gibi kullanıldığı düşüncesi hakim olur. Siyasi iktidarı destekleyenler de alkışı bu sopayı iyi kullanıyorsun diye basarlar, siyasi iktidarın karşısında olanlar da sen yargıyı sopa diye kullanıyorsun diye yuhalarlar. O zaman adalet fikri çöker. Adalet mekanizmasının iktidar tarafından sopa gibi kullanılması ülkeyi temelsiz bırakır. O zaman vatandaşların her biri benim mahkeme güvencem, benim hakim güvencem kaygısına kapılır.

Soru: Özetle dokunulmazlıkların kaldırılması yanlış mı olmuştur?

Feyzioğlu: Dokunulmazlığın kaldırılması yargıyı güvenilir hale getirmeden yapıldığı için yanlış olmuştur. Bu çerçevede, bugüne kadar tutuklanan her milletvekili ile ilgili toplum adil yargılamanın ölçüleri dışında siyasi iktidara karşıtlık ya da siyasi iktidara lehtar olma noktasında bölünmüştür.

Ortada hiç kimse için suç yok demiyorum, suçlu da demiyorum. Çok daha temel bir şey söylüyorum; adalet duygusunun paramparça edildiğinden söz ediyorum. Muhalefetin de burada çıkış noktası itibarıyla dokunulmazlıkların kaldırılması sırasında yanlışlığı yasama dokunulmazlığı fikrine destek verirken yargıyı siyasi iktidarın müdahalesinden çıkaralım karşı önerisini getirmemesinden olmuştur.