İLAHİYAT UZMANI PROF. DR. HASAN ONAT’ IN “ HZ. MUHAMMED’ E KARİKATÜR İLE HAKARET” KONUSUNDA GÖRÜŞÜ:
HEDEF MEDENİYETLER ÇATIŞMASI YARATMAK
“İslam’ın terör ve şiddet üreten bir din” olduğunun ortaya çıktığı dillendiriliyor; öte yandan Batı’nın İslam’a ve Müslümanlara karşı önyargılı olduğu, sürekli çifte standart uyguladığı belirtiliyordu. Sonuçta, haftalardır konu gündemden düşmüyor; İslam dünyasındaki tepkiler, yuvarlanan kartopu misali çığ gibi büyüyor; olay, dış politika malzemesi olarak kullanılmaya başlanıyor ve en kötüsü, ölenler, öldürülenler oluyor…
13 Kasım 2010 tarihinde Akşam Gazetesinde makalesi yayınlanan İlahiyat Profesörü Hasan Onat’ ın yazısı bugün geçerliliğini koruyor. Bu yazıyı özetleyelim:
“ Danimarka’da yayınlanan 12 karikatür, İslam dünyasını ayağa kaldırdı. Karikatürler, sanki Müslüman insanın damarına basmak için özenle çizilmişti.
Önce Danimarka’nın önde gelen gazetelerinden Jylland-Posten’de, sonra da, Avrupa Birliği üyesi ülkelerden bazılarında yayınlanan karikatürler, Hz. Muhammed’e ve Kur’an-ı Kerim’e yönelik -en hafif ifadeyle- “saygısızlık” olarak kabul edilecek nitelikler taşıyordu.
Karikatürleri yayınlayanlar ve yayınlanmasını destekleyenler, bu davranışı doğrudan düşünce ve ifade özgürlüğü ile irtibatlandırıyorlar; özgürlüklere saygının esas alındığı bir ülkede özgür basın tarafından yayınlandığını söylüyorlardı.
Diğer taraftan, bütün Müslümanlar da, bu karikatürlerle Hz. Muhammed’e saygısızlık yapıldığı gerekçesiyle, ayağa kalkmışlar, protesto eylemlerine girişmişlerdi; yer yer Danimarka mallarının boykot edilmesi çağrısı yapılıyor; Danimarka Hükümetinin özür dilemesi isteniyordu.
Olay, doğru anlaşılmaması için her şey sanki önceden planlanmışçasına, gittikçe daha karmaşık hale geliyor; bir yandan “medeniyetler çatışması” senaryosunun işlemeye başladığı, “İslam’ın terör ve şiddet üreten bir din” olduğunun ortaya çıktığı dillendiriliyor; öte yandan Batı’nın İslam’a ve Müslümanlara karşı önyargılı olduğu, sürekli çifte standart uyguladığı belirtiliyordu. Sonuçta, haftalardır konu gündemden düşmüyor; İslam dünyasındaki tepkiler, yuvarlanan kartopu misali çığ gibi büyüyor; olay, dış politika malzemesi olarak kullanılmaya başlanıyor ve en kötüsü, ölenler, öldürülenler oluyor…
Karikatürlerin Batılı “akılcı değerler”le çelişmediği, Hz. Muhammed’e hakaret etmek gibi bir amaç taşımadığı belirtilerek, Müslümanların olayı büyütmesinin başka sebepleri olduğuna dikkat çekilmektedir. Öyle ki, bu karikatürlerin Müslümanların “dogmalar”ını sorgulamalarına vesile olacağından tutun da, Suriye ve İran’ın dikkatleri başka yöne çekebilmek için konuyu istismar ettiği yazılıp çizilmektedir.
Daha da ötesi, Müslümanların gösterdikleri tepki, doğrudan “Aşırı İslamcılık” olarak nitelendirilmekte; karikatürlerin “Ilımlı (Moderate) İslam” konusunda bir ölçüt olduğu hatırlatılmaktadır. Kısaca söyleyecek olursak, başta Danimarka olmak üzere Batı, Müslümanların niçin bu kadar tepki gösterdiklerini ya gerçekten anlayamıyor; ya da bilinçli olarak anlamak istemiyor. Dışarıdan bakınca, Müslümanların sergiledikleri tavırların da pek kolay anlaşılabilecek gibi olmadığını hatırlatmakta fayda vardır.
Müslümanlar, karikatür olayını, doğrudan İslam’a ve onun Peygamber’ine saldırı olarak algılamışlardır. Peygamber sevgisinin teolojik temellerini Kur’an’dan aldığını bilmeyen insanların, Müslümanların tepkilerini anlamaları pek mümkün değildir. İslam’ın on dört asrı aşan tarihsel serüveninde, Peygamber sevgisi, çoğu zaman, din anlayışının en temel belirleyici ögelerinden birisi olmuştur. Kur’an’da, Hz. Peygamber’e uymak/itaat, doğrudan Allah sevgisi ile irtibatlandırılmıştır.
Hz. Peygamber’in, rahatsız olmasına rağmen, insanları incitmemek amacıyla ya da Allah’ın uyarısına muhatap kalmaktan çekindiği için insanlara söyleyemediği bazı davranışlar, Kur’an’da dile getirilmiş ve bazı Müslümanlar, bazı davranışlarından dolayı uyarılmışlardır. Kur’an’da Hz. Muhammed, “örnek” alınacak kimse olarak gösterilmiştir.
Müslümanlar, Hz. Muhammed’in adını her duyduklarında, ona salatu selam getirmişler; dua etmişlerdir. Hz. Muhammed, hem sağlığında, hem de vefatlarından sonra, insanlık tarihinde benzeri olmayan bir sevgi yumağının içinde olmuştur.
Yunus’un şu dizeleri, Müslümanların gönül pınarlarından süzülüp gelen nağmelerin en güzel örneklerinden birisi sayılabilir: “Arayı arayı bulsam izini, / İzinin tozuna sürsem yüzümü, / Hak nasib eylese görsem yüzünü; / Ya Muhammed! Canım arzular seni”.
Kur’an, putperestlerin putlarına sövülmesini yasaklamıştır. Buradan çıkarılabilecek en önemli ders, “putlara saygı duymayabilirsiniz, ancak, onlara saygısızlık etmeyin” şeklinde özetlenebilir. Kur’an gibi, indiriliş amacı Tevhid’i egemen kılmak olan bir kitabın, putperestlerin putlarına sövülmesini yasaklaması, üzerinde durulması ve düşünülmesi gerekli olan bir husustur. Müslümanlar, Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna inandıkları gibi, Hz. İsa’nın da, Hz. Musa’nın da peygamber olduklarına inanırlar ve onlara saygı gösterirler. Hal böyle iken, Hz. Muhammed’e yapılan bir saygısızlığın “düşünce ve ifade özgürlüğü” adı altında gizlenmeye çalışılmasına, bir Müslümanın anlayış göstermesi pek mümkün değildir.
Tarihsel arka plan, karikatür krizinin derinleşmesinin sebeplerinden birisidir. İslam’a yönelik, dışarıdan gelen birtakım öneriler, doğru olsa bile Müslümanların şiddetli tepkilerini çekmektedir. Dışarıdan gelen İslam’a yönelik her şey, bir tür saldırı olarak algılanmaktadır.
Olmazsa olmaz koşulu, insan yaşamına kastetmeyen her insanın yaşamının kutsal olduğu kabulünden geçmektedir. Bütün insanlar, her insanın insanca yaşayabilmesi için gerekli olan asgari koşulları sağlayabilmek için seferber olmak zorundadırlar. Bütün insanlığın uzlaşı kültürüne ihtiyacı vardır. Bunun yolu da, insan yaşamının kutsal olduğu temelinde “kendin için istemediğin bir şeyi, başkaları için de istememek” ilkesini içselleştirmekten geçmektedir.
Batıda yükselen İslamofobi, bir yandan Avrupa’nın artık yaşlandığını gizleyemeyecek hale geldiğini, ABD’nin, varlığını yüksek teknolojiye endeksleyerek bir tür “güç sarhoşu” olduğunu açıkça gözler önüne sermekte; diğer yandan da, sorumluluklarının bilincinde olan bütün onurlu insanları, sağduyu ile hareket ederek, insanlığın geleceği için bir şeyler yapmaya çağırmaktadır. Bireylerin ve toplumların, en zayıf anlarında akıldışı bir saldırganlığın içine sürüklendiklerini hatırlamakta fayda vardır. Yükselen İslamofobi, Batı’nın batarken, yakarak, yıkarak, yok ederek yok olacağını düşündürmektedir.
