İmamoğlu; Kopuş Savunması

İmamoğlu'nun kopuş savunması

Savunmaları dikkatimi çekti. Araştırdım ve gördüm ki, İmamoğlu Kopuş Savunması uyguluyor

İmamoğlu’nun Kopuş Savunması, bu yazının ana konusudur. Yıllardır siyasi davaları izleyen, 27 Mayıs yargılamalarını okuyan, 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz davalarını bizzat yaşayan bir gazeteci olarak bu durum çok dikkatimi çekti.

Ekrem İmamoğlu’nun mahkeme salonlarında yaptığı savunmalar, klasik ceza yargılaması anlayışının dışına çıkan bilinçli ve sistematik bir savunma tercihini yansıtıyor.

İmamoğlu, kendisine yöneltilen suçlamaların teknik ayrıntılarına girmiyor.

Gizli tanık iddialarını, iddianamelerdeki çelişkileri ya da isnat edilen fiillerin maddi karşılıklarını tartışmıyor.
Bunun yerine yargılamanın neden ve hangi siyasi bağlamda yürütüldüğünü sorguluyor.

Bu nedenle yaptığı şey klasik anlamda bir savunma değil. İmamoğlu, mahkeme kürsü-sünü bir savunma alanı olarak değil, bir siyasal ve hukuki meşruiyet sorgulaması zemini olarak kullanıyor.

CHP lideri Özgür Özel’in, Ekrem İmamoğlu’nun, CHP’lilerin ve vatandaşların değerlen-dirmelerine göre ortada hukuki değil, siyasi bir yargılama var.

Bu yüzden hukuk diliyle değil, siyasal bir dille konuşuyor.

İmamoğlu’nun Kopuş Savunması ve Hukuki Meşruiyet

İmamoğlu’nun tarzının hukuk literatüründeki karşılığını araştırdım. Bu savunma biçiminin hukuk literatüründe açık bir karşılığı olduğunu gördüm.

Ünlü Fransız hukukçu Jacques Vergès, kopuş savunması açıklamasında savunmayı ikiye ayırıyor. Birincisi, mahkemenin meşruiyetini kabul eden uyum savunmasıdır. İkincisi ise yargılamanın meşruiyetini reddeden kopuş savunmasıdır.

Vergès bu yaklaşımı şöyle tanımlıyor:

“Savunma, mahkemenin kurallarını kabul ettiği anda kaybetmeye başlar. Kopuş savunması ise mahkemeyi yargılar.”

Bu tanım, aradığım sorunun birebir karşılığıdır. İmamoğlu iddianameyi değil, iddianamenin arkasındaki siyasal iradeyi, yani AKP iktidarını hedef almaktadır.

Bunun adı; İmamoğlu’nun Kopuş Savunmasıdır.

İmamoğlu’nun kopuş savunması
İmamoğlu; kopuş savunması 8

Davaların Hukuki Meşruiyeti ve İmamoğlu’nun Kopuş Savunması

İmamoğlu’nun savunma yöntemini araştırırken karşıma yalnızca Fransız hukukçu Jacques Vergès değil, dünyaca ünlü hukukçuların ve siyaset kuramcılarının konuya bakış açıları da çıktı.

Bu yönüyle İmamoğlu’nun Kopuş Savunması, klasik ceza savunmasından bilinçli bir kopuşu ifade etmektedir.

Amerikalı siyaset felsefecisi John Rawls sivil itaatsizliği şöyle tanımlar:

“Sivil itaatsizlik, ciddi bir adaletsizliğe karşı, kamuya açık ve vicdani bir itirazdır.”

İmamoğlu’nun tutumu, adaletsizliğe karşı Rawls’ın tarif ettiği bu vicdani itirazı savunma kürsüsüne taşımaktadır.

Alman siyaset kuramcısı Hannah Arendt konuyu şu şekilde vurgular:

“Sivil itaatsizlik, hukuka karşı değil, hukukun meşruiyet krizine karşı bir itirazdır.”

İmamoğlu’nun itirazı da hukukun varlığına değil, hukukun siyasal bir araç haline getirilmesine yöneliktir.

Alman anayasa ve demokrasi kuramcısı Jürgen Habermas ise siyasi yargılamaları şu sözlerle tanımlar:

“Hukuk devletinin çöküşü değil, devletin meşruiyetinin sınavıdır.”

İmamoğlu’nun savunmaları, Türkiye’de hukuk devletinin bu sınavdan geçip geçmediğini sorgulamaktadır.

İmamoğlu’nun Kopuş Savunması, yalnızca bir sanık tutumu değil, siyasal yargılamaya karşı geliştirilen bütünlüklü bir itirazdır.

İstanbul Barosu Başkanı ne diyor

Türkiye’de bu tartışmayı en açık biçimde dile getiren isimlerden biri anayasa hukuku uzmanı İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’dur.

Kaboğlu, yargının bağımsızlığı ve hukukun siyasallaşması üzerine yaptığı değerlendirmelerde, meşruiyet sorununun altını özellikle çizer.

Kaboğlu’na göre, yargının siyasal iktidarın aracı haline gelmesi durumunda verilen kararlar şeklen hukuka uygun görünse bile anayasal meşruiyetini yitirir.

Bu durumda savunma hakkı da yalnızca teknik bir hukuk faaliyeti olmaktan çıkar, demokratik bir itiraz biçimine dönüşür.

İmamoğlu’nun Kopuş Savunması, Kaboğlu’nun tarif ettiği bu anayasal kriz bağlamına da oturmaktadır.

Beylikdüzü ile başlayan siyasi yolculuk

Ekrem İmamoğlu, 30 Mart 2014’te Beylikdüzü’nde AKP’nin 20 yıllık iktidarına son verdi.

Ardından 31 Mart 2019’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 25 yıllık Milli Görüş–AKP yönetimini sandıkta yıktı.

Seçimin YSK tarafından haksız biçimde iptal edilmesine rağmen 23 Haziran 2019’da daha güçlü bir şekilde, 805 bin oy farkıyla yeniden kazanarak bu iktidarı İstanbul’da iki kez üst üste devirdi.

31 Mart 2024’te Ekrem İmamoğlu, AKP ve MHP ittifakının adayı olan Murat Kurum’a karşı İstanbul’u bir kez daha kazandı.

Bu seçim, muhalefete göre devletin tüm imkânlarının seferber edildiği bir atmosferde kazanıldığı için bardağı taşıran damla oldu.

İmamoğlu artık sandıkta durdurulması zor bir isim olmanın ötesinde, siyaseten engellenmesi gereken önemli bir lider haline geldi.

Bu siyasi tablo, yargı süreçlerinin seyrini de belirledi.

Ekrem İmamoğlu, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için yapılan önseçim ve dayanışma sandıklarında 15,5 milyon oy alarak aday gösterildi. Bu sonuç, İmamoğlu’nun yalnızca parti yönetiminin değil, tabanın ve toplumun geniş kesimlerinin desteğiyle adaylığını ortaya koydu.

Sandıktan çıkan bu tablo, İmamoğlu’nun artık yerel bir aktör değil, ülke siyasetinin merkezinde bir cumhurbaşkanı adayı olduğunu tescil etti.

İmamoğlu’nun Kopuş Savunması ve Hukuki Meşruiyet ile 15,5 milyondu 25 milyonu aştı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açıkladığı üzere bu destek, erken seçim ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı çağrılarıyla birlikte 25,5 milyonluk bir siyasal iradeye dönüştü.

Tam da Cumhurbaşkanlığı adaylığının resmen ilan edileceği gün 19 Mart 2025’te yapılan gözaltı ve arkasından gelen 23 Mart 2025’teki tutuklama artık tesadüf olarak açıklanamaz.

Takvimle yargının aynı anda çalıştığı bu tabloda hukuk değil siyaset konuşmaktadır. Sandıkta yenilemeyeni, yargı eliyle saf dışı bırakma girişiminin adı hukuk değil, siyasi tasfiyedir.

Hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmuyor, davaları tutuklu sürüyor; ancak 30 Ocak 2026 itibarıyla Ekrem İmamoğlu 313 gündür, yani 10 ay 7 gündür tutuklu yargılanıyor.

Sonuç

Ekrem İmamoğlu’nun mahkeme savunmaları, bireysel bir ceza davasının ötesindedir.

Bu savunmalar, Beylikdüzü’nden İstanbul’a, İstanbul’dan Cumhurbaşkanlığı adaylığına uzanan bir siyasi yükselişin yargı yoluyla durdurulmasına karşı geliştirilen bilinçli bir kopuş savunmasıdır.

İmamoğlu kopuş savunması yapmakta, yargılamayı sorgulamakta ve hukuku değil, hukukun siyasal kullanımını yargılamaktadır.

Aradığım sorunun yanıtlarını bulduğum dünyaca ünlü hukukçular ve düşünürler

Jacques Vergès

Fransız hukukçu jacques vergès ve kopuş savunması kuramı
Fransız hukukçu jacques vergès ve kopuş savunması kuramı

Jacques Vergès, Fransız hukukçu ve avukattır. Özellikle siyasi davalarda geliştirdiği kopuş savunması yaklaşımıyla modern savunma hukukuna damgasını vurmuştur. Savunmayı yalnızca sanığın masumiyetini ispatlama çabası olarak değil, yargılamanın siyasal ve ahlaki meşruiyetini sorgulayan bir müdahale alanı olarak tanımlamıştır.

Cezayir bağımsızlık mücadelesi sırasında Ulusal Kurtuluş Cephesi üyelerinin savunmasını üstlenmiş, sömürgecilik karşıtı davalarda mahkeme kürsüsünü siyasal bir platforma dönüştürmüştür. Vergès, devlet şiddeti, politik yargılamalar ve olağanüstü hukuk rejimleri üzerine geliştirdiği savunma stratejileriyle, savunma hukukunu pasif bir teknik faaliyet olmaktan çıkarıp aktif bir siyasal eylem alanı olarak kuramsallaştırmıştır.

John Rawls

Amerikalı siyaset felsefecisi john rawls ve adalet teorisi
Amerikalı siyaset felsefecisi john rawls ve adalet teorisi

John Rawls, Amerikalı siyaset felsefecisi ve Harvard Üniversitesi’nde uzun yıllar ders vermiş bir akademisyendir. 1971’de yayımlanan A Theory of Justice (Adalet Teorisi) adlı eseri, çağdaş siyaset felsefesinin en etkili çalışmalarından biri kabul edilir. Rawls, hukukun yalnızca yasallık üzerinden değil, adalet ilkeleri üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur.

Özellikle sivil itaatsizlik kavramını, demokratik bir hukuk düzeni içinde ortaya çıkan meşru bir vicdani itiraz biçimi olarak tanımlamış; çoğunluk iradesinin adaletsizliğe yol açtığı durumlarda bireylerin kamusal itiraz hakkını teorik temellere oturtmuştur. Rawls’un çalışmaları, hukukun meşruiyetinin yalnızca kurallara değil, adalet duygusuna dayanması gerektiğini vurgulaması bakımından bugün de temel referans kabul edilmektedir.

Hannah Arendt

Siyaset kuramcısı hannah arendt ve hukuki meşruiyet tartışmaları
Siyaset kuramcısı hannah arendt ve hukuki meşruiyet tartışmaları

Hannah Arendt, Alman kökenli siyaset kuramcısı ve düşünürdür. Totalitarizm, otorite, meşruiyet ve siyasal eylem üzerine yaptığı çalışmalarla modern siyasal düşüncenin en etkili isimlerinden biri olmuştur. Totalitarizmin Kaynakları adlı eseri, modern devletlerin hukuk ve iktidar ilişkisini anlamada temel bir başvuru kaynağıdır. Arendt, sivil itaatsizliği bireysel vicdanla sınırlı bir itiraz olarak değil, kamusal alanda ortaya çıkan kolektif bir meşruiyet tartışması olarak ele almıştır.

Ona göre hukuka yönelik itirazlar, hukukun tamamen reddi değil, hukukun meşruiyetini yeniden kurma çabasıdır. Bu yaklaşım, siyasal yargılamalar karşısında yapılan savunmaların etik ve siyasal anlamını açıklamak açısından belirleyicidir.

Jürgen Habermas

Alman filozof jürgen habermas ve hukuk devleti kuramı
Alman filozof jürgen habermas ve hukuk devleti kuramı

Jürgen Habermas, Alman filozof, sosyal teorisyen ve anayasal demokrasi kuramcısıdır. Frankfurt Okulu’nun ikinci kuşak temsilcisi olarak kabul edilir. Demokrasi, hukuk devleti, kamusal alan ve iletişimsel eylem teorileriyle dünya çapında tanınmıştır. Habermas, modern hukuk devletlerinde meşruiyetin yalnızca yasal prosedürlerden değil, kamusal tartışma ve rızadan türediğini savunur.

Sivil itaatsizlik ve siyasal itirazları, hukuk devletinin çöküşü olarak değil, aksine onun meşruiyet sınavı olarak tanımlar. Ona göre siyasal yargılamalar ve olağanüstü hukuk uygulamaları, demokratik düzenin sınırlarını ve kırılganlığını açığa çıkaran turnusol işlevi görür.

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu

Anayasa hukukçusu prof. Dr. İbrahim kaboğlu ve yargı bağımsızlığı
Anayasa hukukçusu prof. Dr. İbrahim kaboğlu ve yargı bağımsızlığı

İbrahim Kaboğlu, Türkiye’nin ve Avrupa’nın en saygın anayasa hukukçularından biridir. Paris I Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nde anayasa hukuku ve kamu hukuku alanında akademik çalışmalar yürütmüş, uzun yıllar Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapmıştır. Hukuk devleti, anayasal demokrasi, insan hakları ve yargı bağımsızlığı konularında çok sayıda kitap ve akademik makale kaleme almıştır.

Kaboğlu, Türkiye’de anayasal meşruiyet tartışmalarının en önemli isimlerinden biri olarak, yargının siyasallaşması, olağanüstü hal rejimleri ve kuvvetler ayrılığı üzerine yaptığı değerlendirmelerle tanınır. Avrupa Konseyi ve uluslararası hukuk çevrelerinde de referans kabul edilen çalışmaları bulunmaktadır.

İnsan hakları ve demokrasi alanındaki katkıları nedeniyle ulusal ve uluslararası birçok ödüle layık görülmüş, özellikle anayasal düzenin korunması ve hukukun üstünlüğü mücadelesi konusundaki tutarlı duruşuyla öne çıkmıştır.

Kaboğlu’na göre yargının siyasal iktidarın aracı haline gelmesi durumunda verilen kararlar şeklen hukuka uygun görünse bile anayasal meşruiyetini yitirir. Bu yaklaşım, siyasal yargılamalara karşı geliştirilen savunma stratejilerinin teorik zeminini oluşturmaktadır.

📘 Ek Kaynak: Kitap / Yayın
İmamoğlu’nun siyasi ve hukuki tartışmalarını irdeleyen bir başka yayın “Yalanlar / Gerçekler: Ekrem İmamoğlu” kitabımdır. Aşağıdaki bağlantıdan inceleyebilirsiniz:
https://www.hepsiburada.com/yalanlar-gercekler-ekrem-imamoglu-pm-HBC00009PQ5U8

İmamoğlu; Kopuş Savunması” yazısında bir düşünce

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir