Akşener katılmadı, mesaj göndermedi

Akşener katılmadı

İYİ Parti’nin 4. Olağan Kurultay’ında çok dikkat çekici siyasi bir tavır yaşandı. Meral Akşener katılmadı, mesaj da göndermedi

Aldığım bilgiye göre kurucu Genel Başkan Meral Akşener’in davetiyesini İYİ Parti Grup Başkanvekili olan İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu evine götürdü.

Ancak Akşener Kurultaya katılmaması bir yana bir kelime mesaj dahi göndermedi. Kurultay salonunda kimsenin fark etmediği bu önemli detay gözümden kaçmadı. Akşener’in mesajı da kendisi de yoktu ama İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu 3 bin 467 kelimeden oluşan konuşmasında Meral Akşener’in adını sadece bir kez şu sözlerinin içinde kullandı:

“Değerli dava arkadaşlarım; Nasıl ki, tohumu ektiğinizde, bir fidanı diktiğinizde artık, aklınız oradadır! “Rüzgâr eğdi mi?” diye, gelip gidip bakarsınız! “Don vurdu mu?” diye, endişe edip sorarsınız! “Suyu yetti mi?”, “Kökü tuttu mu?” diye düşünürsünüz! Çünkü o tohum, o fidan hem ekmektir hem de rızıktır. Hem emektir hem de candır. Hem dününüz hem de yarınınızdır. Biliyorsunuz ki, bizim de sizlerle birlikte diktiğimiz bir fidan var!

O fidan, yağmurlar, boranlar, fırtınalar görmüş fakat daima kuvvetlenmiş ve canlılığını hiç yitirmemiştir.

O fidan, geride bıraktığımız 8 yılda Türk milletinin ve devletinin kayıtsız şartsız sigortası olmuştur. O fidan artık, yarınlarımızın umudu olan ulu bir çınarıdır.

O fidan, memleket iyi olsun diye gayret ve cesaret ile dikilen bir iyilik arzusudur.

O fidan, bugün çatısı altında gururla bulunduğumuz “biz varız” dememizin vesilesi İYİ Parti’dir!

Meral akşener
Akşener katılmadı, mesaj göndermedi 5

Sözün burasında İYİ Parti’nin kuruluşuna önderlik eden, başta Kurucu Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener olmak üzere emeği geçen tüm dava arkadaşlarımıza huzurunuzda teşekkürü bir borç biliyorum.”

Tüm dava arkadaşları ve kurucu genel Başkan Meral Akşener. İşte hepsi bu kadardı. DEVA Partisi kurucularından Bağımsız Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın, İYİ Parti’nin kurultayına katıldı.

Dervişoğlu’nun İYİ Parti için, “Merkez Parti” tanımı için ne kadar çaba gösterdiğini çok yakından takip ettim. Gerek kendisi gerekse deneyimli siyasetçi Cihan Paçacı; Anavatan ve Doğru Yol Partilerinde siyaset yapmış yüzlerce isimle konuştular ve hepsini İYİ Parti’ye davet ettiler. Bu konuda Dervişoğlu’nun hakkını teslim ederim.

Ancak merkez sağ siyaseti yaparak dönemlerinde Türkiye’ye hizmet eden eski bakanlar, milletvekilleri, il ve ilçe başkanları İYİ Parti’ye teveccüh göstermediler.

Dervişoğlu’nun konuşmasının devamı ise şöyle oldu:

İYİ Parti’nin Kuruluş Felsefesi ve Milli Direniş

Aziz dava arkadaşlarım, İYİ Parti’mizi adalet ve eşitliğin oluk oluk tükendiği bir eşikte kurmuştuk. Keyfiliğe, şahsiliğe ve otoriterliğe karşı milli ve cumhuriyetçi bir refleks olarak ortaya çıktık. İYİ Parti olarak, Türk milleti tarafından Türk milleti için, bu kötü gidişata dur demek amacıyla kurulduk.

Gelinen noktada dünya, bir otoriterlik ve keyfilik açmazının pençesindedir. Bir tarafta Latin Amerika’da, Rusya’da ve Uzak Asya’da yaşananlar; öte tarafta ise yirmi beş yıldır millet ve devlet bağları aşındırılan, kimlik çatışmalarıyla dengesi bozulan Orta Doğu vardır. Çünkü büyük emperyal güçler, dışarıdan meşruiyet aşılayarak kendilerine bağımlı iktidarlar yarattılar. Netanyahu gibi azgın ve cüretkâr katiller eliyle kan dökmeyi olağan kıldılar.

Yeni Bir Aşama ve İYİ Parti’nin Hayati Sınavı

Bu açıdan yeni bir aşamaya gelindiği şüphesizdir. Ancak gelenin belirsizliği kadar, gidenin de insanlığa yüklediği maliyet ağırdır. İşte bu ahval ve şerait içinde İYİ Parti’miz, büyük Türk milletinin reflekslerini tutarlı eylemlere dönüştürebilmek adına çok daha kritik bir eşikte, çok daha hayati bir sınavdadır.

Image
Akşener katılmadı, mesaj göndermedi 6

İktidarın çeyrek asırlık köhneliği içerisinde, her kritik eşikte yaptığı hayati yanlışların sesini duymak isterseniz; her seferinde koro halinde “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan günler” şiarına ve sözde “iç cepheyi güçlendirmek” adı altında yürütülen siyasetin sonuçlarına bakın. 15 Temmuz’la sonuçlanan rezalet buydu. Şimdilerde kurdukları İmralı ittifakı ile yürütülen komisyonculuk projesi de aynıdır.

Dış Politikada Savrulma: “Bölgesel Mıntıka Temizliği”

Geldiğimiz noktada dış politikada ne olmuştur? Lafta İsrail aleyhtarlığı, pratikte ise İsrail için yürütülen bölgesel mıntıka temizliğinde her zaman en önde koşmuşlardır. Bugün İsrail’in etrafındaki ülkelere ne olduğuna, Akdeniz’deki gelişmelere ve bir zamanlar “Mavi Vatan” diye propaganda yaptıkları sularda kurulan ittifaklara bakın.

Daha beteri var; burnumuzun dibinde tam on bir sene boyunca besleyip büyütülen Suriye PKK’sına bakın. İktidar ise kılını kıpırdatmadığı gibi, ileride yapılması muhtemel karşı hamlelere de engel olmayı görev bildi. Sonuç olarak “Suriye’de YPG varmış, bunlar da aslında PKK’lıymış” diyorlar. Bak sen; ne büyük strateji dehalarımız var ya Rabbi!

İçeride Yaşanan Tahribat: Hukuk ve Kurumların Çöküşü

Peki bu arada ülkemizde neler yaşandı? Hukuk kalmadı, yargı araçsallaştırıldı, Anayasa defaatle askıya alındı ve kurumlar çöktü. Siyaset yapılamaz hale geldi; her eşikte başka bir toplumsal grup terörist ilan edildi. Ekonomi zaten tarumar oldu; işsizlik kadere dönüştü. Peşkeş çekilmeyen su, orman, kıyı kalmadı; doğum oranları dipte, sınırlar kevgir gibi.

Cezaevleri; okuyan, düşünen, genç yaşlı herkesin buluşma noktası oldu. Akıl ve vicdan, Türkiye’nin ruhu; polis jopuyla yargının çekici arasında un ufak edildi. İki yüz senelik demokratik mücadelemizden geriye doğru ne kadar mümkünse o kadar adım attılar; biz Cumhuriyetsiz, Cumhuriyet de sahipsiz kaldı.

Anayasa Tartışmaları ve “İmralı İttifakı” Tepkisi

Ve bir gün, bir sabah uyandılar ve dediler ki: “PKK’yı affedelim, Öcalan aslında iyi adamdır, Kürtlerin de tek temsilcisidir.” Bir de “yeni fark ettik ama İsrail, PYD ile hareket edebilir” dediler. Bak sen! Sonra bir de “şu Anayasa’da Türk tanımı var ya; Türkçe eğitim, üniter devlet ve Cumhuriyet ilkeleri… Siz şimdi bunları bir tartışın; biz iktidarımızı ebedi hale getirmenin yollarını bulana kadar bu tuzağın içinde oyalanın” dediler.

İyi̇ parti yozgat milletvekili lütfullah kayalar
Akşener katılmadı, mesaj göndermedi 7

Alkış tutanlara, el uzatanlara, ıslık çalanlara inat biz ilk günden beri aynı şeyi söyledik: Bu ülkede bir Cumhuriyet sorunu var çünkü siz onu perişan ettiniz. Bu ülkede yurttaş eşitliği sorunu var çünkü siz eşitlikten değil, ayrımcılıktan beslenmektesiniz. Bu ülkede hukuk sorunu var çünkü siz milli iradeyi gasp edip sarayınıza hapsettiniz, Gazi Meclis’i bypass ettiniz.

İYİ Parti’nin Vazifesi: Cumhuriyetin Muhafazası ve İlerleyişi

İYİ Parti için ise içerideki ve dışarıdaki gelişmeler Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef almışken susmak, oturmak, korkmak mümkün değildir. Gazi Mustafa Kemal’in bir asır önce tevdi ettiği o “birinci vazifeyi” yerine getirmek asli sorumluluğumuzdur.

Biz eşitlik dedik, yurttaş eşitliği dedik; kurucusuna ve kurucu değerlerine layık bir Cumhuriyet olalım dedik. Olması gerektiği gibi bir Cumhuriyet; kimsenin torpil peşinde koşmadığı bir adalet, vatandaşın bayat ürün kuyruklarında gururunu çiğnetmediği bir ekonomi istedik. Kürtlere de Alevilere de tüm etnik ve dini kimliklere; “biz yurttaşlıkta, Cumhuriyet’te birleşelim” dedik. Eşitlik ismimizdir, hürriyet karakterimizdir, Cumhuriyet yeminimizdir dedik.

Toplumsal Felaket ve Basiretsiz Göç Stratejisi

Kardeşlerim; belirsizlik, kaygı ve güvensizlik hasıl olduğunda insan sığınacak yerini, evini, en çok da ailesini arar. İktidarın “aile yılı” diye ilan ettiği bu dönem; insanımızın iş bulamadığı, başını sokacağı evden mahrum kaldığı, evlenip yuva kuramadığı toplumsal bir felaket dönemi olarak tarihe geçmektedir.

Zincirledikleri sosyolojik felaketin bir diğer halkası da görünürde insani, esasında siyasi ajandalı liyakatsiz iktidarın basiretsiz göç stratejisidir. Yirmi beş yıllık köhneliğin ibret alınmayan başarısızlıklarının ve bunları aşan gafletinin en kritik parçasına geliyoruz.

Bu Bir Ekonomik Kriz Değil, Bir “Hayat Krizi”dir

Hepimiz, bizlere reva görüp mahkûm ettikleri politikalar ile bir ülke ekonomisinin nasıl olmaması gerektiğini iliklerimize kadar yaşayarak öğrendik, biliyoruz. Artık biliyoruz ki; bu sadece bir kriz değil, bilinçli yönetilen bir ekonomi politikasıyla, örgütlü bir yolsuzluk üzerine bina edilmiş yoksulluk ve yoksunluk rejimidir. Bu bir servet transferi rejimidir; hep veren ama hiç alamayan yetişmiş insanımıza ve orta direğe darbe üstüne darbe vurma rejimidir.

“Yap-Sat” İktidarı ve Konut Sorunu

“Yap-Sat” iktidarlarında, “Yap-İşlet-İhya Et” projelerinde, her yer inşaat ama Türk vatandaşının oturacağı ev yok. İstanbul’da da yok, Antalya’da da yok, Van’da da yok, İzmir’de de yok, Batman’da da yok.

Çay-simit hesabıyla iktidara gelen Erdoğan’ın; ne çayla ne simitle ne de bunların lüks hale geldiği memleketle ve muhtaç hale getirdiği milleti ile artık alakası yok! Emeklinin pansiyonlarda kalması artık iktidarın meselesi değil. Deprem olduğunda bile sorumluluklarını kadere sığdırarak kaçan bir iktidar için emeklilerin hali de mukadderat deyip geçiliyor.

Liyakatsizlik ve “Komünist Parti Bürokrasisi” Eleştirisi

İslami siyasal geleneğin en büyük partisinin yirmi beş yılın sonunda geldiği nokta, Türkiye’yi komünist parti bürokrasisiyle idare etmek olmuştur. Uyanılan her sabahın vatandaşa eziyet olduğu ülkemde, liyakatten arındırılarak atanmış bu kadroların tek vazifesi; suçu sırayla başkalarına, en sonunda da muhalefete ve millete bırakarak iletişim yürütmekten ibarettir. Beslenip semirdikleri bu yozlaşmış dönemin de artık sonu gelmiştir. Sandık yakındır, millet kararlıdır, İYİ’ler hazırdır.

Sistematik Çürüme ve Ahlak Enflasyonu

Bir yanda yerli-yabancı çeteler, uyuşturucu, fuhuş; öte yanda iş yok, ev yok, asayiş yok! Devletin milletine, milletin devletine güveni yok. Özgürlükler, hukuk, adalet yok; iktidarda da utanma duygusu yok! Peki ne var? Tarihin en yoğun ahlaksızlıkları var. Bu ahlaksızlık bedenlerde değil, kifayetsiz muktedirlerin zihinlerinde yer etmiş.

Marketlerde raflar dolu ama millet alamadığı için dolu; bereketin en bereketsiz haliyle dolu. Bu utanılası bir durumdur. Ey milletim; utanacak olan siz değilsiniz, utanacak olan onlardır. Her seferinde bu utanmazların kulağını çınlatın ki “çan sesi” gibi çınlasın kulaklarında.

Sağlık ve Eğitimde “Yenidoğan Çetesi” ve Gelecek Kaygısı

Dağın başındaki o görkemli hastanelere giderken aklınıza “ya MR isterlerse ne yapacağım” geliyor. Bebeği küvezde olan lohusaların akılları yenidoğan çetelerinde; yapanın yanına kâr kaldığı alçaklığı nefesiniz daralırcasına hissediyorsunuz.

Çocuğunuz okula gidecek; servis, kitap, kırtasiye hepsini tek tek hesaplıyor; “Şimdilik gerek yok” diyerek istemeden tüm geleceğinizi erteliyorsunuz. Vergi geliyor, harç geliyor, ceza geliyor; hiçbiri bitmiyor. Maruz kaldığınız hayata yükleniyor, her itirazınızda ise teröristlikle itham edildiğiniz gerçeği geliyor aklınıza.

“Ehli Namus Herkes Bu Ahlaksızlık Ekonomisinin Kurbanıdır”

Sanılmasın ki maaşlı çalışan bunları yaşarken sanayici refah içinde yüzmektedir. Tartısında ahlakını ve vicdanını unutmayan işveren de aynı durumdadır. Sen kiranı düşünürken o da sigorta primini; sen pazar alışverişini düşünürken o da stoğunu; sen banka kredisini ödeme derdindedir. Çünkü ehli namus herkes bu ahlaksızlık ekonomisinin kurbanıdır.

Bu yaşadığımız sadece bir ekonomik kriz değil, bir hayat krizidir. Artık kimse iyi yaşamanın hayalini kuramıyor; “Aman yeni masraf çıkmasın, kriz gelmesin” vasatında dertlerini idame ediyor. Savaş halindeki Ukrayna bile bizden iyi durumda. Dünyada kriz varsa başka yerde enflasyon niye yok? Söyleyeyim: Bu, ahlaksızlığın enflasyonudur; sonucu ise mutsuzluktur!

TOGG, Çin ve Vergi Adaletsizliği

Daha geçen hafta iktidar; 1500 lira olan “yurt dışı internet alışveriş limitini”, Çin ile dış ticaret açığı var diye sıfıra indirdi. Buradan soruyorum bu aklı evvellere: TOGG satışı ile aynı döneme denk getirip 2024 yılında Çinli şirketle Manisa’da elektrikli otomobil fabrikası kurmaları için protokol yapmadınız mı?

İki yıldır sözleşmeye rağmen bu Çinli şirket tek bir çivi bile çakmadı; bunun doğrudan zararı 1,5 milyar dolar! Fabrika açacağı vaadi ile vergi muafiyetli araçlarını piyasaya sattırdıkları Çin’le dış ticaret açığını; 1500 lira limitli internet alışverişi ile mi kapatacaklar? Telefon kılıfı, toka alan gençleri ithalatçıların sofrasına meze yapacaklar. 3 trilyon dolardan fazla vergi toplandınız; eğer asgari ücretliye vermeye yetmiyorsa bu kadar para kime gitti?

İYİ Parti’nin Ekonomi Vizyonu: Onurlu Bir Kalkınma

Aziz yol arkadaşlarım; biz bu ülkeyi “idare edin” denilen, “şükre” sığınılan, “kader” denilip geçilen bir ülke olmaktan çıkaracağız. Emin olun ki ekonomi sadece para değildir, ekonomi insanın onurudur.

Türkiye, bir kalkınma seferberliğine İYİ Parti ile hazırlanacak! Kamu kaynakları en doğru şekilde kullanılacak, katma değeri yüksek teknoloji odaklı üretim ile Türk insanının girişimciliğine tüm dünya şahit olacak. Size söz; hesaplı ve kaliteli yaşayan bir Türkiye’yi biz kuracağız. Hür teşebbüsün prangalarını biz çözeceğiz.

Sadaka Değil, Hak Temelli Sosyal Devlet

Hakça kazanacak, adilce bölüşeceğiz. Sosyal güvenlik ve yardımlar “sadaka ekonomisi” girdabından kurtarılacak; vatandaş devletinden sadaka değil, hakkını alacak! Bu ülkede herkes biliyor ki bu düzen yürümüyor; tek dertleri her seçim arifesine kadar idare etmek.

Biz idare etmeye değil, bu çarpık düzeni değiştirmeye geleceğiz. Şunu herkes duysun: Bu millet çalışmadığı için değil, çalıştığı halde karşılığını alamadığı için fakir ve öfkelidir. Bu gençler vatanında yer bulamadığı için gitmektedir; ve biz buna razı değiliz. Biz devleti şahısların oyuncağı olmaktan çıkaracak, hukuku güçlülerin sopası olmaktan kurtaracak, emeği hak bileceğiz.

Parlamenter Sistem ve “Tek Adam” Rejimi Eleştirisi

Kardeşlerim; bireyden aileye, aileden millete, milletten devlete uzanan zincirin ilk halkası bireydir. Devlet güveni sağlar, millet bütünlüğü temsil eder, aile çatıyı kurar, fert ise hürriyeti kaynağıdır.

19 yaşındaki harbiye birincisi teğmenimiz ordudan atılırken bir ömrü terörist olarak geçirenler affedilmeye hazırlanıyor. Adalet diye feryat eden çocuklar tutuklanırken suç kaydı olan caniler sokaklarda geziyor. Eleştirene sopa gösterip mafyaları VIP’lerde ağırlıyorlar. Suçluların korunduğu bir düzen, suçluların iktidara ortaklığı demektir. Tek adam sistemi zaten bu demektir.

“Kavgamız Sisteme Karşı Bir Sistem Kavgasıdır”

İşte bizim sisteme bakışımız budur; biz şahıslara değil, tek adamcılık düzenine karşıyız. İsimler kuru birer gürültüdür; kavgamız sistem kavgasıdır. Mücadelemiz adam kayırmacılığa karşı hukuk devleti, tek adamın haklarına karşı milletin hürriyeti mücadelesidir.

O yüzden bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen garabete karşı Parlamenter Sistemi savunuyoruz. Milletle devlet arasına tahterevalli kurup iktidarınızı da ortasına yerleştirirseniz Türkiye gibi savrulan bir ülke yaratırsınız. İtirazımız bu savrulmayadır ve bunu muhakkak durdurmalıyız!

Geleceğin İlk Günü: “İyiler Muzaffer Olacak”

Aziz dava arkadaşlarım; yenilgi ahlaki bir doğruluk olarak kutsanamaz, vicdan rahatlatmanın erdemi değildir. Asıl kayıp yenilgiye razı olmuş zihinle başlar. Biz bu akla teslim olmadık; bugün geçmişi geçmişte bırakmanın son günü, geleceğin ilk günüdür. Artık baraj olma değil suyun kendisi olma, rüzgârdan korkma değil toprağa kök salma günüdür. Korkuyla değil cesaretle, lütufla değil hakla yönetmeye talip olma günüdür. Keşkelerin değil, “iyi ki”lerin günüdür.

“Benim Adım Müsavat; Eşitlik Demek!”

Aziz Milletim; biliyorum yorgunsunuz, aklınızı karıştırdılar. Herkes herkes gibi oldu; “bu siyasetçilere güven olmaz” diyorsunuz. İnanmanızı istedikleri şey bu çünkü sizi umutsuzluğa hapsetmek istiyorlar. Siyaseti öylesine kirlettiler ki tertemiz vicdanlarınız artık güven duymuyor. Gençlerimiz gitmek istemiyor ama kalmaları için sebep sunan da yok.

Benim adım Müsavat; eşitlik demek! Adım kadar inanırım ki her bir kardeşim devlet gözünde ve yasalar önünde eşittir. Bu bir lütuf değil, Cumhuriyetimizin sunduğu bir haktır. O yüzden Anadolu’nun ücra köşelerinden gelen hayat hikâyeleri Çankaya Köşkü’ne uzanabilmiş, Nobel ödülleri alabilmiştir. Bize güven aşılayan şey işte bu fırsat eşitliğidir.

Hesap Vakti: “Vakti Geldi!”

Yeter artık, yetti artık! İktidar elitleri büyük Türk milletinin geleceğiyle oynayamazlar. Bu eğri düzen yıkılacak, bu torpil çarkı kırılacak; VAKTİ GELDİ! Bu adaletsiz rejim bir daha dönmemek üzere gidecek. Gençlerimizin güvenme, emekçilerimizin hakkını alma, yatırımcılarımızın kabuslardan kurtulma, emeklilerimizin insanca yaşama VAKTİ GELDİ!

Kirli düzen yıkılıp gidecek; millet evladına iş bulamazken beş yerden maaş alan iktidar elitleri kaybolup gidecek. Pazarda çürük sebze toplatan utanmazlık ağır bir tokat yiyecek. İhaneti beka, haini barış güvercini diye pazarlayanların oyunu bozulacak. Teröriste “Sayın” diyenler bir daha milletin yüzüne bakamayacak! Millet hazinesini yağmalayanlar için hesap VAKTİ GELDİ! Türk milletinin vaktidir bu; kötülük yenilecek çünkü İYİLERİN VAKTİ GELDİ! 4. Olağan Kurultayımızın iktidarımıza müjde olması temennisiyle hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.

Akşener katılmadı, mesaj göndermedi

Kurultay’ın bitişinden sonra Meral Akşener’in mesajı olmadığını sorduğumda tek bir İYİ Partili ilginçtir ki farkına bile varmamışlar.