Şeriatçı Dayatma, Gerici Saldırı, Talibanlaştırma: Bu Üç Kelime Neden Suç Sayılıyor?

İsmail kahraman tbmm başkanı ve laiklik ve şeriatçı dayatma

Bir bildiriye imza atanlara açılan soruşturmanın merkezinde üç kelime var: Şeriatçı dayatma, gerici saldırı ve Talibanlaştırma.

Peki bu kelimeler gerçekten suç olabilir mi? Türkiye’de laiklik tartışmaları yapılırken kullanılan bu kavramların soruşturma konusu haline gelmesi ne anlama geliyor?

Üç Kelime Üzerinden Açılan Tartışma

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturmada gazeteci Rahmi Yıldırım’a yöneltilen sorular arasında üç ifade özellikle dikkat çekiyor: Şeriatçı dayatma, gerici saldırı ve Talibanlaştırma.

Savcılık bu ifadelerin neden kullanıldığını soruyor. Oysa Türkiye’de siyasal tartışmaların dili incelendiğinde bu kavramların yıllardır kullanılan eleştiri ifadeleri olduğu görülür. Sert olabilirler, tartışmalı olabilirler, fakat siyasal eleştirinin alanı içinde değerlendirilirler.

Bu nedenle mesele yalnızca üç kelime değildir. Asıl mesele, laiklik üzerine yapılan eleştirilerin soruşturma konusu haline getirilip getirilmediğidir.

“Laiklik Karşıtı Odak” Kararı

Türkiye’de bu tartışmayı anlamak için 2008 yılında verilen Anayasa Mahkemesi kararını hatırlamak gerekir.

2008 yılında Anayasa Mahkemesi, Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılan kapatma davasında şu sonuca vardı:

AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağıdır.

Mahkeme kapatma için gerekli çoğunluğa ulaşamadı ancak parti ağır bir yaptırımla cezalandırıldı ve hazine yardımının yarısı kesildi.

Dava dosyasında siyasi yasak talep edilen isimler arasında şu siyasetçiler bulunuyordu:

Recep Tayyip Erdoğan
Abdullah Gül
Bülent Arınç
Cemil Çiçek
Mehmet Ali Şahin
Beşir Atalay
Hayati Yazıcı
Egemen Bağış
Dengir Mir Mehmet Fırat

Anayasa Mahkemesi kararında laiklik karşıtı eylemler bağlamında özellikle şu konulara dikkat çekilmişti:

Devlet yönetiminde dini referansların öne çıkarılması
Laiklik ilkesini zayıflatan siyasi söylemler
Eğitim politikalarında dini ağırlığın artırılması
Kamu alanında dini sembollerin yaygınlaştırılmasına yönelik politikalar
Parti yöneticilerinin laiklik karşıtı söylemlerinin süreklilik göstermesi

Mahkeme bu eylemlerin tesadüfi değil sistematik nitelik taşıdığı değerlendirmesini yapmıştı.

Talibanlaştırma Kavramı

Savcılığın sorguladığı kavramlardan biri Talibanlaştırma.

Taliban, Afganistan’da katı dini kurallara dayalı bir yönetim kuran bir hareket olarak bilinmektedir. Kadın hakları, eğitim ve toplumsal özgürlükler konusunda dünya kamuoyunda yoğun eleştiriler almıştır.

Türkiye açısından dikkat çeken noktalardan biri Taliban yönetimi Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde onunla diplomatik temas kuran ülkeler arasında Türkiye’nin de bulunmasıdır.

Bu diplomatik temaslar elbette devletler arası ilişkilerin bir parçası olarak değerlendirilir.

Ancak Türkiye’de zaman zaman okullarda veya çeşitli etkinliklerde Taliban kıyafetleri giydirilmiş öğrencilerin görüntüleri kamuoyunda tartışma yaratmıştır.

Bu tür görüntüler ortaya çıktığında bazı çevrelerin Talibanlaştırma eleştirisini dile getirmesi siyasi tartışmanın doğal bir parçası olarak görülmektedir.

Gerici Saldırı Tartışması

Soruşturma konusu yapılan ikinci kavram gerici saldırı ifadesidir.

Bu kavram özellikle eğitim politikaları tartışılırken sıkça kullanılmaktadır.

Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı’nın çeşitli projeler kapsamında bazı vakıf ve derneklerle yaptığı protokoller uzun süredir kamuoyunda tartışma yaratmaktadır.

Bu protokoller kapsamında bazı cemaat ve tarikat bağlantılı kuruluşların okullarda faaliyet yürüttüğü iddiaları gündeme gelmiştir.

Bu uygulamaları savunanlar olduğu gibi eleştirenler de vardır.

Eleştirenler devlet okullarında dini cemaat ve tarikatların etkisinin artmasının laik eğitim açısından sorun oluşturduğunu ifade etmektedir.

Bu eleştiriyi dile getirenler ise bunu gerici saldırı kavramı ile tanımlamaktadır.

Siyasi tartışmaların dili zaman zaman sert olabilir. Ancak sert eleştiri ile suç arasında hukuki açıdan önemli bir fark vardır.

Şeriatçı Dayatma Tartışması

Savcılığın sorguladığı üçüncü kavram şeriatçı dayatma ifadesidir.

Öncelikle şeriat kavramının ne olduğuna bakmak gerekir.

Şeriat, İslam hukukunu ifade eden bir kavramdır. Kur’an ayetleri, Hz. Muhammed’in sözleri ve uygulamaları ile bunlardan çıkarılan yorumlara dayanır. İnsan yaşamını ve toplumsal düzeni belirleyen dinsel kurallar bütünü olarak tanımlanır.

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde nas kavramı şöyle tanımlanır:

“Allah’ın ve Hz. Peygamber’in sözünü ifade eder.”

Aynı maddede Hanefi hukuk anlayışında nasın dini hükümlerin temel kaynaklarından biri olduğu ifade edilir.

Türkiye’de ekonomi politikalarının tartışıldığı bir dönemde yürütme erkinin başı Erdoğan şu ifadeyi kullanmıştı:

“Faiz sebep, enflasyon sonuçtur. Nas var sana bana ne oluyor.”

Bu söz Türkiye’de uzun süre tartışılmıştır. Çünkü ekonomik politikaların dini referanslarla açıklanması bazı çevreler tarafından eleştirilmiştir.

Bu noktada şu soru sorulmaktadır:

Eğer şeriatçı dayatma kavramı suç sayılacaksa, dini referansların siyaset diline taşınması nasıl değerlendirilecektir?

Daha açık bir ifadeyle şu soru gündeme gelmektedir:

Nas vurgusu yapılan bir siyaset dili şeriatçı dayatma tartışmasını doğurmaz mı?

Eğer şeriatçı dayatma ifadesi suç sayılacaksa şu soru da kaçınılmazdır:

Şeriatçı dayatma suçsa, bu tartışmayı doğuran siyasi söylemler nasıl değerlendirilecektir?

AKP’li Meclis Başkanı İsmail Kahraman ne demişti hatırlatayım:

İslamcı siyaset tartışmalarının Türkiye’de yeni olmadığı da biliniyor. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi eski başkanlarından İsmail Kahraman da 2016 yılında yaptığı bir konuşmada anayasa tartışmaları sırasında şu ifadeyi kullanmıştı: “Yeni anayasa dindar olmalı. Laiklik yeni anayasada olmamalıdır.” Bu sözler kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı.

Bir dönem Türkiye Cumhuriyeti’nin en üst yasama makamının başkanlığını yürütmüş bir siyasetçinin laikliğin yeni anayasada yer almaması gerektiğini savunması, Türkiye’de laiklik tartışmasının neden sürekli gündemde kaldığını da savunulduğunu da gösteriyor.

Bu nedenle laiklik konusunda dile getirilen eleştirilerin “şeriatçı dayatma”, “gerici saldırı” veya “Talibanlaştırma” gibi kavramlarla ifade edilmesi, birçok kesim tarafından akademik bir değerlendirme ve ifade özgürlüğü olarak görülüyor.

Hukuk Tartışması ve Yargı Krizi

Türkiye’de hukuk devleti tartışması da bu konunun bir parçası haline gelmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay hakkında verdiği hak ihlali kararının uygulanmaması Türkiye’de önemli bir anayasal tartışma yaratmıştır.

Can atalay anayasa mahkemesinin uygulanmayan kararı ve şeriatçı dayatma
Can atalay anayasa mahkemesinin uygulanmayan kararının mağduru

Bu süreçte Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararı uzun süre kamuoyunda tartışılmıştır.

Daha sonra bu dairenin başkanının Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmesi ve daire üyelerinden birinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yapılması dikkat çekmiştir.

Bu gelişmeler bazı hukuk çevrelerinde şu yorumlara yol açmıştır:

Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesi kararıyla tespit edilen bir siyasi partinin yargı içinde kendisine koruma kalkanı oluşturduğu iddia edilmektedir.

Bu yorumlar elbette siyasi tartışmanın bir parçasıdır.

Ancak Türkiye’de hukuk devleti tartışmasının geldiği noktayı göstermesi açısından önem taşımaktadır.

Şeriatçı Dayatma Tartışmasının Asıl Anlamı

Bugün Türkiye’de bir bildiride geçen üç kelime soruşturma konusu yapılmaktadır:

Şeriatçı dayatma
Gerici saldırı
Talibanlaştırma

Bu kavramlar Türkiye’de laiklik tartışmalarının parçası olarak yıllardır kullanılmaktadır.

Bir toplumda laiklik konusunda eleştiri yapılması demokrasinin doğal bir sonucudur.

Laiklik Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal temelidir.

Anayasa’nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu açıkça ifade eder.

Bu nedenle laikliği savunmak ya da laiklik konusunda kaygı dile getirmek demokratik tartışmanın bir parçasıdır.

Bugün tartışılması gereken şey üç kelimenin varlığı değildir.

Tartışılması gereken şey şudur:

Türkiye’de laiklik üzerine yapılan eleştiriler neden soruşturma konusu haline getirilmektedir?

Özgür Gazeteci Rahmi Yıldırım’ın Savunması

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosunun 2026/50641 sayılı soruşturma dosyası kapsamında:

Yukarıda vermiş olduğum bilgiler doğrudur ve bana aittir. Soruşturma dosyası hakkında bilgi sahibi oldum, üzerime atılı suçlamaları anladım, kendi hür irademle ifade vermek istiyorum.

SORU: Kendiniz hakkında kısaca bilgi veriniz.
CEVAP: Ben 40 yıldır gazeteci olarak hayatımı kazanıyorum. Ama şu an gelir getirici bir gazetecilik faaliyetim yoktur, kitap yazıyorum.

SORU: Soruşturma dosyası kapsamında geçen “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bildiriyi siz mi imzaladınız?
CEVAP: Kendi rızam ve hür irademle imzaladım.

SORU: “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bildiride isminizin geçmesini kendiniz mi istediniz? Kimsenin etkisi veya telkinleri ile mi adınız bildiride geçmiştir?
CEVAP: Bu konuda kimsenin bana bir telkini veya yönlendirmesi olmadı. Medyada böyle bir bildiri hazırlandığını gördüm ve duyarlı bir yurttaş olarak bu bildiride benim de imzamın olması gerektiğini düşündüm. Bu düşünce ile imza verdim.

SORU: Soruşturma dosyasına konu olan bildiride geçen “Talibanlaştırma, Gerici Saldırı, Şeriatçı dayatma” şeklinde ifadeler kullanılmaktadır. Bu ifadeler hangi amaçla kullanılmıştır, suç içerikli olduğu düşünülen bu kelimelerin maksadı nedir?
CEVAP: Bu ifadelerden neyin kastedildiği açıktır. Yakın siyasi tarihimiz bu ifadelerden ne anlaşılması gerektiğinin acı ve açık örnekleriyle doludur. Yani açıklanmasına gerek yoktur.

SORU: Dosyaya konu olan soruşturmaya istinaden hakkınızda “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” suçları ile ilgili olarak gerek görsel basında gerekse sosyal medyada geniş kitlelere ulaşarak yapılan bu eylemin ve bildiri içerisinde geçen bazı ifadelerin suç unsuru olabileceğini biliyor muydunuz?
CEVAP: Ben duyarlı bir yurttaşım. Nasıl bir metnin altına imza attığımın farkındayım. Bildiride halkı kin ve düşmanlığa tahrik edici hiçbir ibare yoktur. Böyle bir suçlamayı kabul etmiyorum.

SORU: Soruşturma konusu ile ilgili olarak genel beyanınız nedir?
CEVAP: Türkiye Cumhuriyeti anayasalı bir devlettir. Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik laik sosyal hukuk devleti olduğu yazılıdır. Laiklik toplumsal barışın sigortasıdır, din ve vicdan hürriyetinin güvencesidir. Ben gazeteci olarak mesleğimi demokratik bir düzende yürütmek istiyorum. Demokrasinin olmazsa olmazı laikliktir. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Söyleyeceklerim bundan ibarettir. 04.03.2026 – 09:32.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir