Yunanlılar bile ifadesi yıllardır bir karşılaştırma cümlesi olarak kullanılır. İki ülkenin halkı değil, ülkelerini yöneten siyasiler birbirlerini tarih boyunca “öteki düşman” olarak görmüştür.
En zor, en ağır, en kabul edilemez durumları anlatırken başvurulan bir kalıptır; Yunanlılar bile.
Peki bugün neden “Yunanlılar bile” diyoruz? Çünkü Türkiye’de ilk kez bu ölçekte bir tartışma var: Hukuk sanki savaş hukuku gibi askıya alınıyor. Seçimle gelenler, yargı kararlarıyla sistematik biçimde görevden uzaklaştırılıyor.
31 Mart 2024 seçimlerinde sandıktan çıkan irade ile başlayan süreç, 19 Mart sonrası gelişmelerle birlikte bambaşka bir boyuta taşındı.
Ve artık soru şudur:
Seçimle gelen, yargıyla gider mi? Bu tabloyu sadece bir hukuk süreci olarak açıklamak mümkün mü? Yoksa tutuklu yargılamalar demokrasiyi askıya almanın bir göstergesi mi?
Yoksa 2. Parti durumuna düşen AKP’nin birinci parti olan CHP’yi “öteki düşman” olarak görmesi midir?
Tek adam rejimi ve yargının dönüşümü
Türkiye’de uzun süredir dile getirilen bir eleştiri var: Güçler ayrılığı fiilen ortadan kalktı mı?
Yasama, yürütme ve yargının tek merkezde toplandığı yönündeki değerlendirmeler, özellikle son yıllarda daha yüksek sesle konuşuluyor.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte yürütmenin güçlenmesi, yargının bağımsızlığı tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Bu noktada en kritik kırılma, Yüksek Seçim Kurulu’nun tartışmalı kararlarıyla başlayan süreçtir. Seçim hukukuna ilişkin bu kararlar, bugün yaşanan gelişmelerin de zeminini hazırladı.
Eğer bir ülkede yargı bağımsızlığına dair kuşku oluşmuşsa, verilen kararların hukuki olup olmadığı kadar, hangi sonucu doğurduğu da tartışılır.
Ve bugün tartışılan tam olarak budur.
15 Temmuz sonrası yargı yapısı değişti mi?
15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye’de devletin birçok kurumunda olduğu gibi yargı sisteminde de köklü değişiklikler yapıldı.
Binlerce hâkim ve savcı görevden alındı. Yerlerine yeni atamalar gerçekleştirildi. Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısı değiştirildi.
Bu süreç iktidar tarafından “devleti yeniden inşa etme” olarak tanımlanırken, eleştirenler farklı bir noktaya dikkat çekti:
Yargı bağımsızlığı zedelendi mi?
Bugün gelinen noktada toplumun önemli bir kesimi, yargının tarafsızlığı konusunda ciddi soru işaretleri taşıyor.
Ve bu durum, her tutuklama kararını yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi bir sonuç olarak değerlendirilmesine yol açıyor.
Bir örnek: İddianameden Adalet Bakanlığı’na
Kamuoyunda geniş yankı uyandıran bir başka gerçek daha var.
Bir büyükşehir belediye başkanı hakkında iddianame hazırlayan bir ismin daha sonra Adalet Bakanı olarak görev alması…
Bu tablo karşısında şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
Bu sistem içinde hangi hâkim, verdiği kararın tamamen bağımsız olduğuna toplumu ikna edebilir?
Adalet Bakanı olan Akın Gürlek’in iddianameleri, hukuki belge değil siyasi belgedir.
İşte bu nedenle “Yunanlılar bile” ifadesi sadece bir söz değil, bir sorgulamadır.
CHP neden hedefte?
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye siyasetinde her zaman farklı bir yerde durdu.
Demokrat Parti’den başlayarak Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve devamında merkez sağ siyasetin yükseldiği dönemlerde CHP çoğu zaman ana muhalefet olarak kaldı.
Ancak o dönemlerde bile sistemin temel dengeleri korunuyordu.
Bugün ise farklı bir tablo var.
AKP, merkez sağın seçmenini büyük ölçüde devraldı. Ancak o geleneğin demokratik kurumlara bağlılık refleksinin zayıfladığı yönünde ciddi eleştiriler var.
Bu nedenle CHP sadece bir siyasi rakip değil, aynı zamanda sistem içi denge unsuru olarak görülüyor.
Ve bu nedenle hedefte olduğu iddiası giderek güçleniyor.
31 Mart’ın rövanşı mı alınıyor?
31 Mart 2024 seçimleri bir kırılma noktasıydı.
CHP uzun yıllar sonra Türkiye’nin birinci partisi oldu. Büyükşehirler başta olmak üzere yerel yönetimlerde önemli bir güç elde etti.
Tam da bu noktadan sonra başlayan süreç, şu soruyu gündeme getirdi:
31 Mart’ın rövanşı mı alınıyor?
Peş peşe gelen soruşturmalar, görevden almalar ve tutuklamalar…
Bu tablo bazı çevreler tarafından açık şekilde şöyle tanımlanıyor:
Cumhurbaşkanı adayının da tutuklu yargılaması gösteriyor ki; CHP’ye sistematik tasfiye uygulanıyor.
Hikmet Sami Türk’ün çarpıcı uyarısı
Yaklaşık 60 yılı aşan hukuk kariyeri bulunan, eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk’ün değerlendirmesi bu tartışmayı hukuki zemine taşıyor.
Türk, Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel hakkında verilen tutuklama kararını değerlendirirken şu noktaların altını çiziyor:
“Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 12. maddesine göre davaya bakma yetkisi suçun işlendiği yer mahkemesine aittir.
Oysa olayda Kuşadası Belediyesi ile bağlantılı bir soruşturma İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülmekte ve tutuklama kararı İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği’nce verilmektedir.”
Daha da önemlisi şu vurgusu:
“Anayasa’nın 19. maddesine göre suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler ancak kaçma veya delil karartma gibi zorunlu hallerde tutuklanabilir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesine göre tutuklama istisnadır.”
Ve en kritik cümle:
“Ekrem İmamoğlu ve CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarının görevlerini yapmalarını engelleyen bu uygulamalar demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.”
Türk ayrıca dikkat çekici bir tabloya işaret ediyor:
CHP’li belediye başkanları hakkında yoğun tutuklama kararları verilirken, diğer partilerden benzer bir uygulamanın görülmemesi…
Bu durum, yargının tarafsızlığı tartışmasını daha da derinleştiriyor.
Yunanlılar bile ifadesi neden bu kadar güçlü?
Yunanlılar bile…
Bu ifade bir düşmanlık değil, bir ölçüdür.

Toplumun hafızasında “en ileri örnek” olarak kullanılan bir karşılaştırmadır.
Bugün bu sözün yeniden gündeme gelmesinin nedeni şudur:
Seçilmiş yerel yöneticilerin bu ölçekte görevden uzaklaştırılması, demokratik standartlar açısından ciddi bir sorgulamayı zorunlu kılıyor.
“Bugün yaşananlar, Yunanlılar bile ifadesinin neden yeniden gündeme geldiğini açıkça gösteriyor.”
Yunanlılar bile dedirten tablo: Sandık mı üstün, yargı mı?
Yunanlılar bile…
Bu ifade bugün sadece bir deyim değil, bir uyarıdır.
Eğer seçimle gelenler, yargı kararlarıyla görevden uzaklaştırılıyorsa, ortada sadece bireysel dosyalar yoktur.
Ortada bir sistem tartışması vardır.
Demokrasi sandıkla başlar. Ama sandıkla bitmez.
Eğer sandığın ürettiği irade, yargı kararlarıyla ortadan kaldırılıyorsa, o zaman şu soruyu sormak kaçınılmazdır:
Seçimle gelen yargıyla giderse, soruyorum: halkın iradesi nerede kalır?
Ve bugün 20 belediye başkanı tutukluysa, Yunanlılar bile bu zulmü yaşamadıysa, Yarın sıra hangi CHP’li belediye başkanında?
