GAZETECİNİN EMEĞİNİN YAĞMALANMASINA KARŞIYIM

Haber bedava değildir

57 yıllık mesleki kariyerimde Türk basınının geçirdiği büyük dönüşüme tanıklık ettim. Bugün vardığımız noktada, gazetecinin emeğinin yağmalanması karşısında susmanın, bu haksız düzene ortak olmak anlamına geleceğine inanıyorum.

Gazeteciliğe başladığım 1 Eylül 1969’dan bu yana matbaaların kurşun harflerinden ofset baskıya, teleksten internete ve yapay zekâ çağına kadar medyadaki gelişime tanıklık ettim. 10 yıl çalıştığı günlerde efsane Günaydın Gazetesinin bir milyonun üzerindeki tirajını da gördüm, bugün matbaa makinelerinin seslerinin birer birer kesildiğini de… Ve bu yıllarda Gazetecinin emeğinin yağmalanması yaşanıyor ki bu da beni çıldırtıyor.

Hürriyet’in sahibi Erol Simavi ile Günaydın’ın sahibi Haldun Simavi arasında öyle bir müthiş rekabet vardı ki farklı dönemlerde günlük bir milyon satış sınırını aşmak değil 1,2 ya da 1.3 milyon günlük satış rekorları da karşılıklı yarışta kırılıyordu.

Efsane günaydın gazetesinin kupürü
Gazeteci̇ni̇n emeği̇ni̇n yağmalanmasina karşiyim 4

Sabahın erken saatlerinde gazete bayilerinde kuyruklar oluşurdu.

Matbaa makineleri gece gündüz çalışır; muhabirinden foto muhabirine, matbaa ustasından dağıtıcısına ve bayi sahibine kadar binlerce insan bu sektörden ekmek yerdi.

Bugün tirajlar eriyor, gazeteler kapanıyor, matbaa makinelerinin sesi artık eskisi gibi duyulmuyor.

Fakat gazetecilerin ürettiği haberler, fotoğraflar ve köşe yazıları üzerinden başkaları para kazanmaya devam ediyor.

Bu nedenle artık yüksek sesle söylemek zorundayız: HABER BEDAVA DEĞİLDİR!

GAZETECİNİN EMEĞİNİN YAĞMALANMASI ÖNLENMELİ

Bir haber kendiliğinden ortaya çıkmaz.

Muhabir olay yerine gider, araştırır, sorar, belge toplar, doğrulatır ve yazar.

Foto muhabiri görüntüler.

Editör haberi denetler ve yayına hazırlar.

Köşe yazarı yılların bilgi birikimiyle yorumlar.

Gazetenin teknik ekibi sayfayı hazırlar; kurum, baskıdan dijital altyapıya kadar çok büyük giderleri karşılar.

Havadan ve karadan dağıtım yapılır, bayilerin önüne sabah 05.00’den önce gazete paketleri bırakılırdı.

Bütün bu emeğin sonunda ortaya çıkan ürün internete konulduğu anda sahipsiz sayılamaz.

Gazetecilik ürününün kaynak gösterilerek sınırlı ölçüde aktarılmasıyla tamamının kopyalanması aynı şey değildir.

Habere bağlantı verilmesiyle içeriğin başka bir sistemde arşivlenerek ticari abonelik paketinin parçası haline getirilmesi de aynı değildir.

Gazetecinin emeğinin ekonomik bir değeri vardır.

Bu değeri yok sayan hiçbir dijital düzen adil değildir.

DEVLET “TAKIM GAZETE” ALIRDI

Benim gazetecilik yaptığım dönemlerde Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, bakanlıklara, müsteşarlıklara, genel müdürlüklere ve basın müşavirliklerine “takım gazete” alınırdı.

Ulusal ve yerel gazeteler satın alınır, ilgili kurumlara dağıtılırdı.

Basın müşavirlikleri gazeteleri tarar; haberlerden ve köşe yazılarından kupürler hazırlayarak yöneticilere günlük raporlar sunardı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de milletvekillerinin, siyasi parti gruplarının ve komisyonların yararlanması için gazete ve dergi abonelikleri yapılırdı.

Gazeteler satın alınırdı.

Faturaları ödenirdi.

Gazetecilik ürününün ekonomik bir değeri olduğu kabul edilirdi.

Şimdi TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a ve bütün kamu kurumlarına soruyorum:

Bugün kaç ulusal ve yerel gazeteye basılı ya da dijital abonelik ücreti ödüyorsunuz?

Medya takibi için hangi şirketlerden hizmet alıyorsunuz?

Bu şirketlere yılda kaç lira ödüyorsunuz?

Ödediğiniz paradan gazetelere, haber ajanslarına, köşe yazarlarına ve foto muhabirlerine herhangi bir telif payı aktarılıyor mu?

Bu soruların yanıtları kamuoyuna açıklanmalıdır.

GAZETELER NEDEN BU NOKTAYA GELDİ?

Basılı gazetelerin ekonomik çöküşünü tek bir nedene bağlamak doğru olmaz.

Televizyon kanalları yıllarca gazetelerin birinci sayfalarını ekrana taşıdı. Manşetler, haberler ve köşe yazıları uzun uzun okundu.

Okur da doğal olarak: “Zaten televizyonda gördüm, gazeteyi neden satın alayım?” demeye başladı.

Ardından internet haber siteleri ve sosyal medya platformları geldi.

Gazeteler, kendi içeriklerini uzun yıllar ücretsiz yayımlayarak okuru bedava habere alıştırdı.

Google ve sosyal medya platformları dijital reklam gelirlerinin önemli bölümünü aldı.

Gazete bayilerinin sayısı azaldı; kâğıt, kalıp, mürekkep, baskı ve dağıtım maliyetleri ağırlaştı.

Genç kuşaklar basılı gazete satın alma alışkanlığı edinmedi.

Siyasi kutuplaşma ve medyaya duyulan güvenin zayıflaması da tiraj kaybını hızlandırdı.

Gazeteler, büyük emek ve para harcayarak ürettikleri içerikleri uzun yıllar hiçbir ekonomik karşılık istemeden internette yayımlayarak kendi ürünlerini değersizleştiren sistemin oluşmasına da istemeden katkı sağladı.

Bu özeleştiriyi dürüstçe yapmak zorundayız.

Ancak gazetelerin geçmişte yaptığı bu yanlış, gazetecilik ürününün bugün başkaları tarafından bedelsiz biçimde ticari kazanca dönüştürülmesini haklı çıkarmaz.

MEDYA TAKİP ŞİRKETLERİ NEYİ SATIYOR?

Valilikler, belediyeler, kaymakamlıklar, bakanlıklar, kamu kuruluşları ve özel şirketler çeşitli medya takip hizmetlerinden yararlanıyor.

Ajans Press, MTM – Medya Takip Merkezi, Interpress ve benzeri şirketler; gazeteleri, televizyonları, radyoları, internet sitelerini ve sosyal medyayı izleyerek müşterilerine günlük bültenler, kupürler, raporlar ve analizler sunuyor.

Medya takibi elbette gerekli ve meşru bir hizmettir.

Sorun, bu hizmet kapsamında gazetelerin sayfalarının, haberlerin, fotoğrafların ve köşe yazılarının ne ölçüde çoğaltıldığı ve hangi izinlerle müşterilere ulaştırıldığıdır.

Bu nedenle medya takip kuruluşlarına soruyorum:

Yayıncılara telif veya lisans bedeli ödüyor musunuz?

Gazete sayfalarını ve köşe yazılarını hangi sözleşmelere dayanarak abonelerinize ulaştırıyorsunuz?

Abonelik gelirinizden gazetelere, yazarlara, muhabirlere ve foto muhabirlerine pay veriyor musunuz?

Yayın kuruluşlarıyla yaptığınız lisans anlaşmalarını açıklamaya hazır mısınız?

Bunlar suçlama değil, gazetecilik emeğinin ekonomik karşılığını arayan meşru sorulardır.

Gerekli izinler alınıyor ve telif bedelleri ödeniyorsa bunun açıklanması tartışmaları sona erdirir.

Ödenmiyorsa karşımızda ciddi bir hak ve emek sorunu vardır.

HABERİN AKTARILMASIYLA TİCARİ OLARAK SATILMASI AYNI DEĞİLDİR

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 36. maddesine göre, kamuya açıklanmış günlük haberler belirli koşullar altında aktarılabilir.

Güncel siyasi, ekonomik ve toplumsal konulardaki bazı yazılar bakımından da kaynak gösterilmesi, iktibasın sınırları ve yayıncının hakkını açıkça saklı tutup tutmadığı önem taşır.

Dolayısıyla:

“İnternette gördüğüm her haber için mutlaka telif ödemeliyim”

demek hukuken doğru olmadığı gibi;

“İnternete konulan her haber, fotoğraf ve köşe yazısı herkesin malıdır”

demek de doğru değildir.

Bir haberden kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla sınırlı alıntı yapılmasıyla gazete sayfasının tamamının kopyalanması arasında büyük fark vardır.

Habere bağlantı vermekle içeriğin tamamını başka bir veri tabanına aktarmak da aynı değildir.

Kaynak göstererek haberden söz etmekle başkasının ürettiği içeriği abonelik ürünü haline getirip satmak birbirinden ayrılmalıdır.

Asıl yanıtlanması gereken soru şudur:

Gazetecilik ürününün sistematik biçimde çoğaltılması, dijital arşivlere aktarılması ve ticari abonelik hizmetinin parçası olarak pazarlanması karşılıksız kalabilir mi?

Bence kalamaz.

TELİF HAKKI YALNIZCA GAZETE PATRONUNUN DEĞİLDİR

Basında telif hakkı yalnızca gazete patronlarının gelirini artıracak bir sisteme dönüştürülmemelidir.

Haberi yapan muhabirin… Fotoğrafı çeken foto muhabirinin… Araştırmayı gerçekleştiren gazetecinin… Yazıyı kaleme alan köşe yazarının… Görüntüyü çeken kameramanın… Sayfayı hazırlayan editörün de hakkı korunmalıdır.

Kurulacak sistemde telif gelirinin hangi ölçüde yayın kuruluşuna, hangi ölçüde içeriği üreten gazeteciye aktarılacağı açık ve şeffaf biçimde belirlenmelidir.

Aksi halde gazetecinin emeği adına toplanan para yalnızca medya patronlarının kasasına girer; gazeteci yine hakkını alamaz.

MÜZİKTE MESAM VARSA MEDYADA NEDEN YOK?

Bir kafede, otelde, restoranda, radyoda ya da televizyonda şarkı kullanıldığında müzik meslek birlikleri devreye giriyor.

MESAM ve benzeri kuruluşlar, hak sahipleri adına lisanslama, telif tahsilatı ve dağıtım yapıyor.

Gazetecilik ürünleriyle müzik eserlerinin hukuki nitelikleri elbette bire bir aynı değildir.

Ancak müzik sektöründeki toplu hak yönetimi, basın için önemli bir örnektir.

Türkiye’de gazeteleri, internet haber sitelerini, haber ajanslarını, köşe yazarlarını, muhabirleri ve foto muhabirlerini kapsayacak bir Basın Telif Hakları Birliği kurulmalıdır.

Bu birlik:

  • Dijital kullanım tarifelerini belirlemeli,
  • Medya takip şirketleriyle toplu lisans sözleşmeleri yapmalı,
  • Kamu kurumlarının kurumsal aboneliklerini düzenlemeli,
  • Telif gelirlerini şeffaf biçimde dağıtmalı,
  • Gazetecilerin bireysel haklarını korumalı,
  • İzinsiz ve ölçüsüz ticari kullanımlara karşı hukuki mücadele yürütmelidir.

SÖZCÜ’NÜN DİJİTAL ABONELİK ADIMINI DESTEKLİYORUM

Sözcü Medya Grubu’nun köşe yazılarını belirli bir saate kadar yalnızca abonelerine açması ve reklamsız dijital yayın için ücretli abonelik modeli uygulaması önemli bir adımdır.

Sözcü’nün internet sitesinde haber, yazı ve fotoğrafların telif haklarının saklı olduğu ve izin alınmadan kullanılamayacağı da açıkça belirtiliyor.

Ekran goruntusu 2026 09 19 070918
Gazeteci̇ni̇n emeği̇ni̇n yağmalanmasina karşiyim 5

Okur, bağımsız ve nitelikli gazeteciliğin devam etmesini istiyorsa küçük de olsa ekonomik katkı sağlamalıdır. Bir ay boyunca reklamsız Sözcü TV web sayfasına abone olmanın bedeli sadece 97 liradır.

Sağlınıza zararlı bir paket sigaradan ucuzdur ki tiryakiler günde bir pakete 100 lira ödemektedirler. Bir paket sakız fiyatından da ucuzdur aylık 97 lira.

Ben üye oldum, sizleri de üye olmaya davet ediyorum Sözcü Gazetesinin web sayfasına. Bu linki tıklayarak hızlıca abone olabilirsiniz.

Gazetecilik yalnızca demokrasi için gerekli bir kamu faaliyeti değildir; aynı zamanda çalışanlarının geçimini sağlaması gereken ekonomik bir sektördür.

Muhabirin maaşı, haber yolculuğu, fotoğraf makinesi, kamera, teknik altyapı, matbaa, kâğıt ve dağıtım bedava değildir.

O halde ortaya çıkan haber de bedava sayılamaz.

Ancak bu mücadele yalnızca Sözcü’nün omuzlarına bırakılamaz.

GAZETE PATRONLARINA ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI

Buradan Sözcü Medya Grubu’nun sahibi Burak Akbay’a, Demirören Medya’nın başındaki Yıldırım Demirören’e ve Turkuvaz Medya yöneticisi Serhat Albayrak’a çağrı yapıyorum.

Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun’a, Nefes’in kurucusu Metin Yılmaz’a, Karar’ın yöneticilerine ve Yeni Ankara İmtiyaz Sahibi Ali Çetin’e sesleniyorum.

BirGün, Evrensel, Yeniçağ, Milli Gazete, Türkiye ve Yeni Şafak başta olmak üzere ulusal ve yerel bütün gazete sahipleri ile yöneticilerine de aynı çağrıyı yapıyorum:

Siyasi görüşleriniz farklı olabilir.

Yayın politikalarınız birbirine tamamen karşı olabilir.

Ancak gazetecilik emeğinin korunması konusunda hakkınız ve kaderiniz ortaktır.

Bugün Sözcü’nün haberi karşılıksız kullanılırsa yarın Sabah’ın, Hürriyet’in, Cumhuriyet’in, Nefes’in, Yeni Ankara’nın, BirGün’ün veya bir Anadolu gazetesinin haberi de aynı biçimde kullanılacaktır.

Gazetelerin bu konuda ayrı ayrı hareket etmesi sonuç vermez.

Bütün yayın kuruluşları aynı masaya oturmalı ve ortak bir dijital telif düzeni istemelidir.

TBMM’YE YEDİ MADDELİK ÇAĞRI

Türkiye Büyük Millet Meclisi, basında telif hakkı konusunda acilen harekete geçmelidir:

  1. Kamu kurumlarının gazete, dijital yayın ve medya takip abonelikleri açıklanmalıdır.
  2. Medya takip şirketlerinin gazete sayfalarını, fotoğrafları ve köşe yazılarını hangi lisanslarla kullandığı şeffaflaştırılmalıdır.
  3. Gazetecilik ürünlerinin sistematik ve ticari biçimde yeniden kullanımına açık kurallar getirilmelidir.
  4. Kamu ihalelerinde içerik sahiplerine telif veya lisans bedeli ödenmesi şart koşulmalıdır.
  5. Gazeteler, internet haber siteleri, haber ajansları, muhabirler, yazarlar ve foto muhabirleri için toplu hak yönetimi kurulmalıdır.
  6. Google ve büyük dijital platformlarla yayıncılar arasında adil gelir paylaşımını sağlayacak yasal düzenleme yapılmalıdır.
  7. Toplanan telif gelirinden gazetecilerin de doğrudan pay alması güvence altına alınmalıdır.

Türkiye’de yüzlerce yerel gazete resmî ilan gelirlerine bağımlı durumda.

Ulusal gazetelerin tirajları hızla düşüyor.

Matbaa makinelerinin sesi kesiliyor.

Muhabirler, foto muhabirleri, editörler ve matbaa çalışanları işsiz kalıyor.

Ancak gazetecilerin ürettiği içeriklerden para kazanan dijital ve ticari sistem büyümeyi sürdürüyor.

Bu adaletsizlik devam edemez.

Basın ölürse demokrasi ölür.

Demokrasi ölürse monokrasi gelir

Gazeteci susarsa gerçekler karanlıkta kalır.

Gazeteci susturulursa faşizm doğar.

Ve herkes artık şu gerçeği kabul etmelidir: Medya yaşamın olmazsa olmazı, demokratik hayatın en sağlam güvencesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir