İkinci 16 Nisan Kumpası Açıklandı

Mhp lideri devlet bahçeli, cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Türkiye’nin geleceğine yönelik yeni bir siyasi operasyonun işaret fişeği olan İkinci 16 Nisan açıklaması yaptı.

Uçum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir sonraki seçimde son kez aday olacağını belirterek, seçimin olağan tarihi olan 7 Mayıs 2028 yerine, bilinçli ve simgesel bir tercihle ikinci 16 Nisan tarihini vurgulayarak erken seçimin 2028’de yapılabileceğini söyledi.

Türkiye Basın Federasyonu’nun “Anadolu Sohbetleri” programında çok dikkat çekici, hatta Uçum’a göre bunun için TBMM’nin seçimlerin yenilenmesi kararı alması gerekiyor.

Peki, neden “16 Nisan”?

Uçum bu tarihi kendi açısından çok anlamlı buluyor olabilir; çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilen rejim değiştirme referandumunun tarihi de 16 Nisan’dı.

Ancak benim penceremden bakıldığında bu tarih, Türk demokrasisine vurulmak istenen “İkinci 16 Nisan Kumpası” için plandır!

Neden mi? Gelin hafızalarımızı tazeleyelim ve hukuki, siyasi tablolara birlikte bakalım.

Birinci 16 Nisan Kara Gün

Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihinin en karanlık günlerinden biri 16 Nisan 2017’dir.

O halk oylaması devam ederken, kanunen kesin olarak “geçersiz” sayılması gereken “mühürsüz oy pusulaları” ile zarfların geçerli olması için AKP öğle saatlerinde YSK’ya dilekçe ile başvurmuştu.

O dönem YSK, tam kanunsuzluğu yasalara aykırı şekilde onayladı.

CHP başta muhalefet partileri durumu izlemekle yetindi.

CHP 2 gün sonra yazılı başvurdu ama “atı alan Üsküdar’ı geçti…”

O günler yaşananları okumak istiyorsanız, tüm çıplaklığını anlamak istiyorsanız “PROJE” kitabımı okumanızı öneriyorum.

Proje edited scaled 1
İkinci 16 nisan kumpası açıklandı 4

“TAM KANUNSUZLUK” NEDİR?

Hukukta “tam kanunsuzluk”, açıkça kanuna aykırı olan bir işlemin, hiçbir yasal dayanağı olmaksızın yetkili organlarca yok sayılması veya kural dışı biçimde meşrulaştırılması anlamına gelir. 16 Nisan 2017 referandumunda yaşananlar tam olarak bu tanımın karşılığıdır.

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 101. maddesinin 3. fıkrası son derece net bir emir içermektedir:

“Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan… birleşik oy pusulaları geçerli değildir.”

Ancak YSK, AKP’nin yasaya aykırı başvurusunu oy verme işlemi henüz sürerken ve sandıklar açılmaya başlamadan çok önceki saatlerde, kanunun bu amir hükmünü ve açık emrini çiğneyerek “mühürsüz ve geçersiz” oyları “geçerli” sayan bir karara imza atmıştır.

Kanun koyucu sıfatına sahip olmayan YSK, açık bir yetki gaspı yaparak idari bir kararla yasayı delmiştir.

İşte hukukçuların “tam kanunsuzluk” dediği ve Türk demokrasi tarihine “kara leke” olarak geçen olay budur.

Yaklaşık 3.5 milyon geçersiz ve mühürsüz oy YSK eliyle “geçerli” kılındı.

Türkiye’nin rejimi halkın iradesiyle değil, masa başında karar veren YSK üyelerinin oylarıyla değiştirildi.

Demokratik parlamenter rejim yıkıldı.

Bebek katili idi önder oldu umut hakkı verilecek erdoğan ve bahçeli tarafından
Erdoğan- bahçeli ittifakı

Erdoğan ve Bahçeli’nin yarattığı, dünyada eşi benzeri olmayan “ucube tek adam rejimi” işte böyle kuruldu.

O gün karara karşı çıkıp muhalefet şerhi koyan tek isim Cengiz Topaktaş olurken, rejimin değiştirilmesine oylarıyla imza atan diğer YSK üyelerini asla unutmamalıyız:

  • Sadi Güven (YSK Başkanı)
  • Cengiz Topaktaş (Karara karşı çıkıp muhalefet şerhi koyan tek üyedir)
  • Diğer üyeler: Mehmet Akif İnan, Faruk Kaymak, Mahmut Akgün, Muharrem Akkaya, Cengiz Erdoğan, Erhan Çiftçi, Kürşat Hamzaoğlu ve İlhan Üzülmez.

İşte bu kadro, Türkiye’nin rejimini değiştiren o kara kararın altındaki isimlerdir.

Neden “Kara Gün”?

16 Nisan 2017 referandumunun YSK tarafından açıklanan resmi ve kesin rakamları ortadadır:

  • Kayıtlı Seçmen: 58.291.898
  • Geçerli Oy: 48.936.604
  • EVET: 25.157.463 (%51,41)
  • HAYIR: 23.779.141 (%48,59)

Resmi rakamlara göre “Evet” ile “Hayır” arasındaki oy farkı sadece 1.378.322’dir.

O gün YSK’nın yasayı çiğneyerek geçerli saydığı mühürsüz oy ve zarf miktarının yaklaşık 2.5 ila 3.5 milyon arasında olduğu bilinmektedir.

Eğer YSK kanunun amir hükmünü uygulayıp mühürsüz oyları geçersiz kaysaydı, aradaki 1.378.322 oyluk fark çok rahat kapanacak ve “HAYIR” oyları “EVET” oylarını geçecekti.

Mühürsüz oylar yasaya uygun olarak geçersiz sayılsaydı rejim kesinlikle değişmeyecekti!

İşte bu yüzden günün adı Türk demokrasi, hukuk ve siyaset açısından “Kara Gün” oldu…

Türkiye’nin rejimi halkın oylarıyla değil, masabaşında kural değiştiren YSK üyelerinin oylarıyla gasp edilmiş; Erdoğan ve Bahçeli’nin yarattığı dünyada eşi benzeri olmayan “ucube tek adam rejimi” işte böyle kurulmuştur.

Hayrola Mehmet Uçum? Anayasa Değişikliğinden Vaz mı Geçildi?

Mehmet Uçum, “Erdoğan son kez aday olacak” diyor.

Buradan kendisine sormak lazım: Hayrola Mehmet Uçum? Aynı yöntemle 5., 6., 7. kez seçilmesini neden engelliyorsun Recep Tayyip Erdoğan’ın?

Daha dünlüne kadar ne diyorlardı?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve AKP’li Hayati Yazıcı çıkıp, “Yeni anayasa yapacağız, bu meclis döneminde anayasa değişikliğini çıkartalım” diye bas bas bağırmıyor muydu?

Bu yeni anayasa değişikliği ile Erdoğan’ın istediği kadar, sınırsız bir şekilde aday olabilmesinin önünü açacak hükümlerin konulması planlanmıyordu mu?

Ne oldu da bu hedeften şaşıldı? Saray mı vazgeçti, Bahçeli mi vazgeçti ki şimdi çıkmış “son kez aday olacak” diyorsun?

Aslında cevap ortada: Bu YSK bu kafayla, Bahçeli bu ortaklıkla durdukça; Erdoğan sadece bir kez değil, isterse ömür boyu Cumhurbaşkanı adayı olabilir ve bu adaylığı yine o YSK tarafından anayasaya mülhem derhal kabul edilir!

Şunu da sorgulayalım: “Son kez kararı” Uçum’un değil bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın kararı mı?

Erdoğan’ı bilirsiniz kendi söylemek istemediği şeyleri danışmanlarına ya da bakanlarına söyletir.

Yok eğer Uçum’un kararı ise o zaman yandı gülüm keten helva…

DEM Kucaklandı, 360 Çoğunluğu Çoktan Hazır!

Uçum’un ve iktidarın bu planı yaparken matematikten ve siyasi kulislerden şüphesi yok. Neden mi?

Bahçeli’nin Öcalan’a yönelik çıkışları, “250 metrekare konut projesi” söylemleri, “Terörsüz Türkiye” hedefi ve PKK’lılara af yasaları ve Öcalan’a “statü” görevlendirmesi.

Kuşku yok ki DEM Partisi’ni de adım adım Cumhur İttifakı’nın fiili bir parçası haline getirdi.

Erdoğan ve Bahçeli ikilisi, Meclis’te 360 sandalye eşiğini aşıp 16 Nisan 2028’de erken seçimi (seçimlerin yenilenmesini) hayata geçirebilmek için DEM’i zaten çoktan kucakladılar!

Gelin tablonun matematiksel anlamına bakalım:

  • Anayasa’nın 116. maddesine göre Meclis’in seçimlerin yenilenmesi kararını alabilmesi için beşte üç çoğunluk yani 360 oy gerekiyor.
  • Cumhur İttifakı’nın (AKP + MHP + HÜDAPAR) sandalye sayısı tek başına bu rakama yetmiyor.

İşte bu yüzden, arkadan çevrilen dolaplar ve açılımlarla DEM’in oyları hesaba katılıyor ve 360 barajı çoktan garantiye alınmışçasına 16 Nisan 2028 kumpası ilmek ilmek örülüyor.

Unutmayın; Erdoğan bu adaylık hakkını anayasaya göre zaten 14 Mayıs 2023’te tüketmişti.

O dönem YSK’nın verdiği tartışmalı kararla anayasa hükmü çiğnendi ve Erdoğan’ın adaylığı meşrulaştırıldı.

Şimdi ise “İkinci 16 Nisan” çağrısı ile Erdoğan’a “ömür boyu “son kez” masalı ile kalıcılık kazandırılmak isteniyor.

Türk milleti, rejimi masabaşında değiştirenleri ve bu yeni anayasal oyunları sahneleyenleri unutmayacaktır.

Demokrasiye vurulmak istenen bu ikinci darbeye sandıkta mutlaka dur denilecektir.

Son söz

Türkiye’de bu muhalefet anlayışı varken, bu iktidar hukuku siyasi amaçlarıyla yok sayıyorsa, anayasa paspas gibi çiğneniyorsa Erdoğan 4. kez seçilir, Allah uzun ömür versin ölünceye kadar da cumhurbaşkanlığını sürdürür…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir