BEKİR COŞKUN: KALEMİ VİCDAN, MESLEĞİ ONURDU

Bekir coşkun orhan uğuroğlu

Bekir Coşkun’u kaybedişimizin altıncı yıl dönümüydü. Birlikte çalıştığımız günleri, gazeteciliğe gösterdiği titizliği, yazılarının her sabah içimizde bıraktığı duyguyu yeniden düşündüm.

Bazı insanların ardından yalnızca özlem kalmaz. Söyledikleri, öğrettikleri, hayatınıza dokundukları anlar da sizinle yaşamaya devam eder. Benim için Bekir Coşkun öyle bir insandı.

Milyonlarca okuru onu yazılarından tanıdı. Ben ise o yazıların sahibini, bir haberin arkasındaki gerçeği arayan Ankara temsilcim olarak da tanıma şansına sahip oldum.

1981 yılının sonunda, Haldun Simavi’nin günlük 1,2 milyon tiraja ulaşan Günaydın gazetesine beni muhabir olarak alan kişiydi.

Bugün onu anlatırken hem büyük bir yazarı hem de meslek hayatımda iz bırakan bir ağabeyimi anıyorum.

Bekir Coşkun ile başlayan Günaydın yıllarım

Gazeteciliğe 1969 yılında Ankara’nın Rüzgârlı Sokak’ındaki Yeni Tanin gazetesinde başlamıştım. Askerliğimi komando asteğmen olarak tamamlayıp döndüğümde, gazeteci babama verdiği sözü hatırlattım:

Bana sözün var, hadi yüksek tirajlı bir gazetede iş bul bakalım.

Günaydın’ın Ankara bürosu alt katımızdaydı. Babam, Ankara Temsilcisi Bekir Coşkun ve İdari Temsilci Yüksel Kangal ile görüştü. Ardından beni çağırdılar.

Bekir abi, babamı Rüzgârlı Sokak’ın emektarı, önemli bir gazetecisi olarak yıllardır, “Faik Baba” olarak iyi tanıdığını söyledi. Sonra sordu:

“Baban kadar başarılı olabilir misin?”

Yanıtım hazırdı:

Ben babamı geçmek zorundayım.

Fotoğraf çekip çekemediğimi, haber yapıp yapamadığımı, eğitimimi, kaç yıldır gazetecilik yaptığımı sordu. Fotoğrafımı kendim çektiğimi, filmimi yıkayıp karanlık odada karta bastığımı anlattım.

Sonunda kısa ve hayatımda çok önemli bir cümle kurdu:

“İşe alındın.”

Beni İstihbarat Şefi Feridun Büyükavcı ile tanıştırdı. Masam gösterildi, arkadaşlarla tanıştım ve Günaydın yıllarım başladı.

O gün bana açtığı kapıyı hiç unutmadım.

Bekir Coşkun’un istediği: Haberin belgesi

Onun gazeteciliğini anlatmak için özellikle bir anımı paylaşmak istiyorum.

1982 yılında, dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Sağlam’ın hazırladığı bir yasa tasarısına ulaştım. Bakanın ıslak imzasını taşıyan metinde, ilkokula başlama yaşının düşürüleceğini, 5 yaşını bitiren çocukların ilkokula başlayacağını zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması öngörülüyordu.

Haberim 27 Mart 1982’de Günaydın’ın 1. sayfasında manşet oldu.

Bekir coşkun günaydın gazetesi 5 yaş haberi
Bekir coşkun ve günaydın gazetesi 5 yaş haberi

Ertesi gün Hürriyet’te, Saygı Öztürk imzasıyla Bakan Sağlam’ın haberimi yalanladığı yayımlandı. Nehar Tüblek’in, sınıftaki sıraların yerini beşiklerin aldığı karikatürü de konuyu çarpıcı biçimde anlatıyordu.

Bekir coşkun nehar tüblek karikatürü
Bekir coşkun nehar tüblek karikatürü

Sabah gazeteye gelen Bekir abi beni çağırdı ve dedi ki?

“Orhan, istifanı yaz, Haldun bey çık kızdı çünkü haberin yalanlandı.”

Kendimden emindim.

Bakanın ıslak imzalı metninden haber yaptığımı söyledim hatta haber kaynağım olan genel müdürün de ismini verdim . Yanıtı yine kısa oldu:

“Git o zaman yasa tasarısını getir.”

Haber kaynağım olan genel müdüre gittim. Durumu anlattım. Belgeyi bir saatliğine alarak gazeteye döndüm ve Bekir abiye gösterdim.

Haberim doğruydu.

Yıllar sonra bile bu olayı hatırlamamın nedeni, yaşadığım telaş kadar, onun gerçek habere yüklediği sorumluluktur. Manşet olmuş bir haberin altında muhabirin imzası bulunuyordu; gazetenin itibarı da o haberle birlikte okurun önüne çıkıyordu.

Benden belgesini istedi.

Ben de genel müdür Fikri Yanıkömeroğlu’na gidip yasa tasarısının orjinal metnini alarak büroya dönedim ve Bekir abiye gösterdim.

Haydi şimdi sayfaların da fotoğraflarını çek ve geri götür. Tamam

Bugün bir iddianın birkaç saniyede binlerce kişiye ulaştığı ortamda, o belgenin değerini daha iyi anlıyorum. Haberi yayımlamak kadar, gerektiğinde arkasında durabilmek de gazetecinin görevidir.

Güzel Türkçenin, cesaretin ve vicdanın yazarı

Bekir Coşkun’un yazılarını okurken insan bazen gülümser, birkaç satır sonra boğazına bir düğüm oturduğunu hissederdi.

Bunu gösterişli kelimelerle yapmazdı. Hayatın içinden bir ayrıntıyı bulur, hepimizin gördüğü ama üzerinde durmadığı bir görüntüyü önümüze koyardı. Sonra o görüntüden ülkenin büyük derdine ulaşırdı.

Kaleminin gücü biraz da buradaydı.

Okuruyla arasına mesafe koymayan, onunla aynı masada konuşuyormuş gibi yazan bir ustaydı. Mizahı, öfkeyi, hüznü ve sevgiyi aynı yazıda buluşturabiliyordu.

Cumhuriyet’e, Atatürk’e ve laikliğe bağlılığı yazılarında açıkça hissedilirdi. İnandığını söylemenin sorumluluğunu üstlenirdi. Okuru da onun nerede durduğunu bilirdi.

Hayvanlara ve doğaya duyduğu sevgi de bu vicdanın parçasıydı. Bir canlının acısını okura duyurabilecek incelikte bir kalemi vardı. Sert eleştiriler yazan o insanın, savunmasız bir canlı karşısındaki duyarlılığı yazılarına ayrı bir derinlik katardı.

Benim gözümde büyük yazarlığı ile iyi insanlığı birbirini tamamlıyordu.

Hastalığında da yazılarını bekliyorduk

Hastalığı sırasında kendisini ziyaret etmiştim. 17 Temmuz 2017’de yayımlanan “Geçmiş olsun Bekir Coşkun” başlıklı yazımda, birlikte çalıştığımız günleri anlatmış, yeniden sağlığına kavuşmasını dilemiştim.

Yazılarından ayrı kalmanın üzüntüsünü yaşıyorduk.

Çünkü bazı köşe yazarları, zamanla okurun günlük hayatının bir parçası olur. Sabah gazeteyi açarken önce onun köşesini ararsınız. Ülkenin bir meselesi karşısında ne söyleyeceğini merak edersiniz. Bazen içinizden geçenleri onun cümlelerinde bulursunuz.

Bekir abi böyle bir yazardı.

Yokluğu, gazetedeki bir köşenin boş kalmasından çok daha fazlasını hissettirdi.

Bugün onu anarken, genç bir muhabir olarak karşısına çıktığım günü de, haberimin belgesini götürdüğüm sabahı da aynı açıklıkla hatırlıyorum.

Bana iş verdi. Sorumluluk verdi. Daha iyisini yapmamı bekledi.

Aradan geçen yıllar, bu hatıraların değerini büyüttü.

Sevgili Bekir abim… 2017’de sana, “Seni seviyor, özlüyoruz” diye yazmıştım.

Bugün de aynı duygudayım.

Seni tanımış, seninle çalışmış olmaktan onur duyuyorum.

Bekir Coşkun’u sevgiyle, saygıyla ve hiç eksilmeyen bir özlemle anıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir