TV5 “Fikri Takip” programında Esmanur Ayhan’ın sorularına yaptığım değerlendirmeleri, Gazze soykırımı Mekke ittifakı başlığı altında şu soruyu gündeme getirdim: Müslüman ülkeler soykırımı engellemek için neden birleşmedi?
Dr. Emrah Gülsunar,Dr. Gürkan Biçen ve Mehmet Ali Özgür’ün de katıldığı canlı yayında bana sorulan sorular ve yanıtlarım şöyle:
Soru: Fon vurgunu, iade ve hesap verme sorumluluğu konusunda ne düşünüyorsunuz?
OU: “Şimdi şöyle başlamak lazım. Önce AK Parti iktidarının 2002’de tek başına Türkiye’yi yönetmesinden başlayalım. 2003 yılında, hatırlayacaksınız, Uzan Grubu’na, başta İmar Bankası ve Adabank olmak üzere bir operasyon başlatıldı. Bunun adına ‘hortumculuk’ dendi. İki banka için toplam 8 milyar dolarlık bir hortumlama söz konusuydu.
Cem Uzan’ın yeni doğmuş bebeğinin, yedi aylık ya da bir, üç yaşındaki diğer çocuklarının oyuncaklarına haciz kondu. Ailenin bütün mal varlığı donduruldu, 219 şirkete kayyum atandı.
Şirketlerde odacı, çaycı, sekreter ve teknik elemanlar şirket sahibi gibi gösterilmiş, ancak bunlardan ‘Bu şirket benim değil, Uzanlarındır’ diye imza attırılmıştı. Üçüncü kişi denilen odacının, çaycının bile bütün mal varlığına tedbir kondu.
Hatta Star binasının içini boyayan bir vatandaş, parasını alamadığı gibi mal varlığına da el konulunca binanın üstüne çıkıp intihara kalkıştı. ‘Ben bu binayı boyadım, onlardan para aldım; bankayı hortumlamadım’ diyordu.
AK PARTİ’NİN 17-25 ARALIK’TA NELER YAŞANDIĞINI DA HATIRLAYALIM.
Tapeler ortaya çıktı. Dört bakanı hatırlayacaksınız: Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar. Sonra Ruhsar Pekcan ve Fatma Betül Sayan Kaya gündeme geldi. Erdoğan bunları affediyor; Cumhuriyet savcıları da o affı kabul ediyor.
O gün Uzanlara uygulanan işlemler bugün iktidar çevresindeki isimlere uygulansaydı, çocukların ve torunların mal varlığına kadar tedbir konulurdu.
Devletin, yasaların çifte standardı olur mu? O günkü yasaların tamamı bugün de yürürlükte.
Uzan Grubu’ndan sonra başka şirketlere de gidildi. Bugün soyadı Erdoğan olan Asuman Erdoğan ve Fatih Erdoğan’ın eşinin mal varlığına borsa nedeniyle tedbir konuluyor, ertesi gün kaldırılıyor.
Hayati Yazıcı’nın oğluna ilişkin de tedbir konuluyor; ‘kaldır’ deniyor saatler sonra kaldırılıyor.
Böyle bir şey olur mu? ‘Paranı iade et, seni cezadan kurtarayım’ denemez. Önce mal varlığına tedbir konulsun, deliller korunsun, yurt dışındaki hesaplar incelensin.
Bu iş 500 bini aşkın vatandaşın birikimlerinin yağmalanmasına dönüştü.
Bir başka fon skandalı da Çukurova ve Kepez Elektrik’tir. Bu şirketlere yargı kararı olmadan polis baskınıyla el konuldu. Borsaya açık şirketlerin on binlerce mağduru var; tahtaları hâlâ kapalı ve paralarını alamıyorlar.
Aradan yaklaşık 30 yıl geçti. Devlet o gün de devletti, bugün de devlet. Aradaki fark ne?
Türkiye’de artık rejim değişti; hesap sorma yok. Mecliste 360 milletvekiliyle soruşturma açılabiliyor, 400 milletvekiliyle Yüce Divan’a gönderilebiliyor. Böyle bir sistemde hesap sorulmazsa, iktidar mensupları ve yakınları bu iddialara karışmışsa nasıl olsa affedileceklerini düşünürler. Soyanlar af oluyor, soyulanlar mağdur oluyor.
İmar Bankası’nda yönetim kurulu üyelerinden odacıya, çaycıya kadar herkesin mal varlığına tedbir konmuştu. Bugün ise fon soruşturmasını, bu fon iddialarına göz yummakla eleştirilen bürokratlar yürütüyor.
Devlet Denetleme Kurulu başkanı denetleyeceği kurulda başkan vekili olmuş. Hesap soracak kişiyle hesap verecek kişi aynı. İnsan kendine sormalı: ‘Bu fonlama yapılırken görevde miydim? Devlet bana bu görevi verdiğinde sorumluluğum neydi?’
Habersiz demeyelim; bu bir suçlama olur. Sayın Cumhurbaşkanı’nın haberi olsaydı bunu engelleyebilirdi. Ancak saraya uzanan bağlar olduğu iddiaları var.
Hayati Yazıcı, Sayın Erdoğan’ın yıllarca hukuk müşavirliğini ve genel başkan yardımcılığını yaptı.
Fatma Betül Sayan Kaya da genel başkan yardımcısıydı. Ömer Çelik’le ilgili iddialar var.
HESAP SORULMALI
Bu iddialar ortadayken, Sayın Erdoğan’a durumu iletmeyen çevresindeki halkanın ve özellikle ekonomiden sorumlu bakan Mehmet Şimşek’in sorumluluğu sorgulanmalı.
Mehmet Şimşek bir yıl, belki bir buçuk yıl önce borsada manipülasyon olduğunu söylemiş. O zaman ya istifa etmeli ya da Cumhurbaşkanı kendisini görevden almalı veya ‘Neden haber vermedin?’ diye hesap sormalı.
Ortada faili meçhul bir olay yok. Fon şirketlerinin manipülasyon yaptığını söyleyen kişi Hazine ve Maliye Bakanı. Neden engellenmedi?
Siyaset sorumlusu olmayan atanmış bir bürokrat halktan oy almaz; ama Cumhuriyet savcıları da soru soramıyor. Bakanların dokunulmazlığı var. Bu, yapanın yanına kâr bırakan ucube bir sistem.
Bürokratları kastediyorum. Eski dostum Vecdi Gönül ciddi bir devlet adamıdır. Oğlu Ömer Gönül’ün adı geçti; soruşturma izni verildi.
Peki neden sabah altıda alınmadı, neden mal varlığına tedbir konulmadı? Merdan Yanardağ’ın şirketiyle ilgili işlem yapılıyor; şirketin sahibinin oğlu olduğu söyleniyor. Oğlunun ve şirketinin suçu ne?
Birinin oğlunun şirketine el koyarken Hayati Yazıcı’nın oğluna neden hesap sorulmuyor? Cumhuriyet savcıları çağırıp ifade alabilir, mal varlığına tedbir koyabilir ve delillerin karartılmasını önleyebilir.
Açıklanmayan Liste ve Savcıların Sorumluluğu
OU: Emrah Bey, çok affedersiniz; bir cümle söyleyeyim. AK Parti milletvekilleri dediniz. 300’e yakın AK Parti milletvekili var ve hepsi zan altında.
Sayın Özlem Zengin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vekili olarak Meclis’ten bütün listenin açıklanmasını istedi. Neden?
Kendini şaibeden kurtaracak. Bugün AK Parti milletvekillerinin tamamının listenin açıklanmasını istemesi lazım. Hangi 40, hangi 20, hangi 10 kişi? Kimin adı var, kimin yok?
İtalya’da savcı Di Pietro’yu hatırlarsınız. Siyasetçileri yargıladı, başbakanı mahkûm ettirdi ve hapse attırdı.
Cumhuriyet savcılarının önünde iliklenecek düğme yoktur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekasını sağlayacak en önemli hukuki makamlardan biridir. Milletvekilleri listenin açıklanmasını istiyor; iktidar açıklamıyor. Neden saklıyor?”
Yargı Yoluna Başvuru ve İhtimal Olarak Pazarlık
Muhalefet partilerinden birisinin milletvekili yargıya başvurarak bu listelerin hortumcuları isimlerinin tespit edilmesini neden istemiyor?
Gülsunar: Orhan Bey hangi yargı karar verebilir?
OU: Emrah bey, kaplumbağaya sormuşlar: ‘Nereye gidiyorsun?’ ‘Hacca’ demiş. ‘Sen bu yolda ölürsün’ demişler. ‘Olsun, önemli olan niyet’ demiş.”
Niyetle yola çıkılırsa yarın seçim meydanlarında ‘Yargıya baskı yaptılar, Türk Ceza Kanunu hükümlerini uygulatmadılar; neden? Çünkü içlerinde kendileri var’ deme hakkı olur. Ama yargıya gitmezlerse bu silahı kullanamazlar.
Soru: Bahçeli, İYİ Parti ve İttifak Tartışması konusunda neler söyleyeceksiniz Orhan Bey?
OU: Hayır, ben MHP ve İYİ Parti arasında bir ittifak görmüyorum. Mehmet Ali Bey’e katılmıyorum.
Önce şu duruma bakmak lazım: Müsavat Dervişoğlu, Ümit Özdağ, Koray Aydın ve Meral Akşener neden MHP’den ayrıldılar? Devlet Bahçeli defalarca seçim kaybettiği için partide değişim ihtiyacı doğmuştu. Taban ve delegeler bunu istiyordu.
MHP tüzüğünde olağanüstü genel kurulda genel başkan seçimi yoktu. Tüzük değişikliği için imza topladılar; yaklaşık 600 imzaya ulaştılar.
YSK temsilcisinin de bulunduğu Çankaya İlçe Seçim Kurulu nezdinde tüzük değişikliği yapıldı. Daha sonra olağanüstü genel kurulda genel başkanlık seçimi için takvim açıklandı. Ancak mahkeme kararı getirildi ve polis barikat kurdu.
Meral Akşener, Müsavat Dervişoğlu, Koray Aydın, Ümit Özdağ ve Sinan Oğan genel kurulu yapamadılar. Bahçeli’nin koltuğu korundu; bu arkadaşların önüne ihraç ve istifa yolu açıldı. Sonra İYİ Parti’yi kurdular.
Devlet Bahçeli İYİ Parti’nin adıyla ‘İP’ diye alay etti. Bir partinin kurumsal kimliğine böyle yaklaşılması doğru değildi.
Altılı masa döneminde de hakaretler edildi; ‘Masanın altında PKK var’, ‘İYİ Parti, iyi PKK’ gibi benzetmeler yapıldı. Bunları gazeteci olarak unutmamamız gerekir. Ben olayları objektif değerlendirmek zorundayım.
Meral Hanım altılı masaya ‘kumar masası’ dedi ve masayı devirdi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı seçilmesini engelledi.
Belki o tarihte bir görev yaptı. Bunları ayrıca konuşmak gerekir. Bugün Müsavat Dervişoğlu, Öcalan’a konut yapılması konusunda MHP’ye ağır eleştiriler getirdi.
Ben 2021’in Ocak ayında Ülkü Ocakları’nın saldırısına uğrayan bir gazeteciyim. MHP aleyhinde yazdığı için saldırıya uğrayan 15’e yakın gazeteci vardı. Dervişoğlu bunları bilmiyor mu?
İYİ Parti milletvekilleri birer birer AK Parti’ye veya CHP’ye gidiyor; partide bir çöküş var. Anıtkabir’deki görüntüye baktığımda Bahçeli’nin diğer kolunda zaten kendisine destek olan biri vardı.
Dervişoğlu’nun koluna girmesi dikkat çekici bir görüntüydü. Siyasette el sıkışmalar, bozkurt işareti gibi semboller mesaj taşır. Bu nedenle ‘Cumhur İttifakı’nın parçası olur mu?’ sorusu soruluyor.
Bence olmaz.
Bahçeli, Özgür Özel’e ‘çürük’ dedi; sonra Meclis resepsiyonunda elini sıkıp ‘Siyaseten söyledim’ dedi Bahçeli.
2015 seçimleri öncesinde Bahçeli ile Erdoğan birbirlerine çok ağır sözler söylediler. Sonra Bahçeli, ‘Ya anayasayı Erdoğan’a uyduracağız ya Erdoğan’ı anayasaya uyduracağız’ dedi. Rejim değişti; tek adam rejiminin kurulmasında Bahçeli’nin sorumluluğu var.
2017’de mühürsüz oylarla ilgili kararı ve YSK üyelerinin tutumunu da hatırlamak gerekir. YSK’nın onay verdiği kongreler daha sonra mahkeme kararlarıyla durduruldu. MHP’de genel kurulun durdurulmasına o gün neden güçlü tepki gösterilmedi? YSK varken bir mahkeme nasıl bir partinin genel kurulunu durdurabilir? O gün anayasa delindi; daha sonra CHP’deki kurultay tartışmalarına da benzer bir yargı süreci yansıdı.
Erdoğan, CHP kurultayında şaibe olduğunu ve paraların havada uçuştuğunu söyledi. Bu sözleri birkaç kez tekrarladı. Mahkemeye talimat değil de nedir?
Delil varsa mahkeme karar versin; YSK olağanüstü kongreleri ve 39’uncu kurultayı onayladı. Madem YSK kararları mahkemeyle durdurulmaz deniyordu, mühürsüz oylar neden mahkemeye götürülmedi?
57 yıllık gazeteci olarak bunları anlatıyorum. Erdoğan bu sözleri söylediğinde muhalefet neden daha güçlü bir tavır koymadı? Özgür Özel’in ‘Asla çıkmaz’ gibi iddialı sözleri de var.
‘İstanbul Büyükşehir Belediyesi AK Parti’nin önüne geçerse kendimi yakarım’ demesin; Allah korusun.
Bu kadar iddialı konuşmamak gerekir. Erdoğan’la normalleşmenin sonucunu gördük. Bugün kaç belediye başkanı içeride?
GAZZE SOYKIRIMI MEKKE İTTİFAKI:
OU: Gürkan Hoca’ya katılmıyorum. Netanyahu ‘iyi çocuk, kötü adam’ diye anlatılacak biri değil. O, eli yaklaşık 60 bin Filistinlinin kanına bulaşmış, soykırım ve insanlık suçu işleyen bir katil. Onun bir de Trump denilen koruyucusu var. İsrail’de demokrasi ve insan haklarına saygı varsa, 60 bin kişinin öldürülmesine bütün İsrail halkı tepki göstermeliydi.
Bugün Türkiye’de Mekke Anlaşması’nı konuşuyoruz. Gazze soykırımı Mekke ittifakı benzeri bir ittifak ile Filistin halkı soykırıma uğrarken neden böyle bir anlaşma yapılmadı? Türkiye dâhil kimse laftan ve kınama açıklamalarından öteye geçmedi.
Erdoğan ve Bilal Erdoğan mitinglerde kınadı; ama İsrail’le ticaret aylarca sürdü. Filistinliler öldürülüyor, evleri yıkılıyor. Trump da orayı kumarhaneler açıp Las Vegas’a çevireceğini söylüyor; Batı bunu destekliyor.
MÜSLÜMAN ÜLKELER SOYKIRIMI ENGELLEMEK İÇİN NEDEN BİRLEŞMEDİ?
Müslüman ülkeler bugün Suudi Arabistan’ı, Katar’ı ve Ortadoğu’daki Arap ülkelerini korumaktan söz ediyor. Türk askeri oraya gidip onlar için mi şehit olacak? Filistinlileri korumak için neden sahaya inmedi?
Gazze soykırımı için çok net soruyorum Mekke ittifakı neden yapılmadı?
Türkiye İsrail’e karşı neden daha ağır tedbirler almadı? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne imza atan ülkeler, konu Müslümanlar olunca sözleşmeleri mi unutuyor?
Netanyahu 61 sandalye aldı. İsrail halkı onu siyaset tarihinden silmeliydi. O zaman demokrasi ve insan haklarından söz edebilirdik. İsrail halkının büyük bölümünün bu soykırıma destek verdiğini düşünüyorum.
Türkiye olarak hangi insan haklarını savunuyoruz? İran’a da şu soru sorulmalı: Filistin halkı soykırıma uğrarken neden İsrail’e ve Amerika’nın üslerine karşı harekete geçmedin? Bunların hesabını tarih yazacak.
Türkiye’de iktidar da muhalefet de bu konuları yeterince dile getirmiyor. Filistin halkını kurtaracak bir siyasi irade ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ağırlığı gerekirdi. Gazze soykırımı Mekke ittifakı açısından düşünüldüğünde bugün ne kadar önemli olurdu değil mi?
Türk siyasetinde Filistin’deki soykırıma yeterli tepki gösterilmedi. Türkiye dünyada soykırımla suçlanırken, neden belediyelerden bir tanesi Filistin’de yaşananlar için bir anıt dikmedi? Miting yapmakla olmuyor bu işler.
Türkiye 10 milyon sığınmacıyı kabul etti, bunun için milyarlarca dolar ödedi. Ama İsrail’e karşı bu korkaklık, bu çekingenlik neden? Erdoğan Trump’la iki kez görüştü; keşke 13 kez görüşseydi de Filistin’deki soykırımı engelleseydi.
Keşke Gazze soykırımı Mekke ittifakı kurularak 60 bin Müslüman kardeşimizin şehit edilmesi önlenseydi.
Türkiye’de bunları söylemek bir gazeteciye mi düşer? Nerede muhalefet? ‘Şu parti butlan, bu parti koluna girdi, şu partiden ihraç edildi, erken seçim yapacağız’ tartışmalarını bırakın. Türkiye’nin sorunu tek adam rejimidir. Muhalefet sindirilmiş, bölünmüş ve parçalanmış durumda. Yeni Yol grubundan bir milletvekili istifa etti; bunları da konuşmamız gerekir.
EMEKLİLERE SADAKA
1993’te emekli oldum. Emekli aylığım asgari ücretin 2,7 katıydı; elimde belgesi var. Bugün asgari ücret 28 bin lira, benim emekli aylığım 30 bin lira. Emeklilerin maaşlarını en düşük emekli maaşı seviyesine düşürdüler. Ben süper emekliydim; bugün emeklileri fakirliğe mahkûm ediyorlar, sonra da ağızlarına bir parmak bal çalacaklarını söylüyorlar.
Doğalgaz ve elektrik desteklerini kaldırıyorlar. Oradan gelen parayı emekliye verip seçim kazanacaklar. Muhalefet bunu neden söylemiyor? Doğalgaz ve elektrik insanca yaşam hakkıdır. Karadeniz’de gaz, Güneydoğu’da petrol bulduk denildi; seçim yaklaşınca yine milleti kandıracaklar.
Soru: Fon İddiaları ve Medya hakkında neler söyleyeceksiniz?
OU: Fon krizi yandaş medyada yok. A Haber’i, TRT’yi ve diğer kanalları izliyor musunuz? Sayın Erdoğan’ın söyledikleriyle yetiniyorlar. 150 milyar doların hortumlandığı iddiası konuşulurken medyanın yüzde 98’i özgür değil. Yandaş medya kamu bankalarının reklamlarıyla destekleniyor.
TV5 Sponsorlarına Çağrım
TV5’in reklam arasında ibretle izledim. 57 yıllık gazeteciyim. TV5’e sponsor olan vatandaşların hepsini tek tek alınlarından öpüyorum. TV5’i hayatta tutmaya çalışıyorlar.
Kamu bankalarının reklamlarından TV5’in hakkı yok mu? Turkcell’in, Vodafone’un, Türk Telekom’un, Varlık Fonu şirketlerinin ve Ziraat kurumlarının reklamları yandaş medyaya yağıyor. Bu reklamlar Basın İlan Kurumu’ndan mı geçiyor? İktidarı desteklemek için besliyorlar.
Kusura bakmayın, TV5’e sponsor olanlara helal olsun. Özgür televizyonların ayakta kalması lazım. Buradan bütün halkımıza çağrı yapıyorum:
Özgür medyaya, TV5’e ve diğerlerine sahip çıkın. Lütfen sahip çıkın. Biz burada doğruları ve gerçekleri anlatıyoruz; kimseye hakaret etmiyoruz.
Halkın haber alma hakkı anayasal haktır. Yandaş medyayla halkın gerçekleri öğrenmesi engelleniyor. TV5 özgür yayıncılığın önde gelen örneklerinden biridir. Bütün Türk halkına çağrı yapıyorum: Sponsor olun, destek verin. Özel sektör reklam versin. Koç Holding, Sabancı Holding, Eczacıbaşı Holding ve TÜSİAD nerede?
Türkiye’de özgür medya kalmayacak. TELE1 TV gitti, Halk TV gitti, Flash Haber gitti; bir bir el konuyor.
Özgür medya yoksa Türkiye’de demokrasi yoktur. Demokrasi olmazsa insan hakları olmaz; insan hakları olmazsa fikir özgürlüğü olmaz fikir özgürlüğü olmazsa medya olmaz. Medya olmazsa demokrasi olmaz. Diktatörlük olur. Bunları korumamız, sahip çıkmamız lazım.
Soru: Azerbaycan Gerilimi ve Diplomatik kriz için ne düşünüyorsunuz?
OU: Bizde krizler bitmiyor: Fon krizi, Azerbaycan krizi, ekonomik kriz…
Sayın Erdoğan’ı iyi tanıyorsam, başdanışmanın yaptığı açıklama Erdoğan’dan habersiz olamaz. Erdoğan bu açıklamadan haberdardı, uzun süre sessiz kaldı. Azerbaycan’dan gelen tepkileri izledi; iş kopma noktasına gelince başdanışmanını görevden aldı.
Türk dış politikasında başka dış güçlerin Türkiye’ye müdahale etmesini istemiyorsak, Azerbaycan’ın iç politikasına da Türkiye dâhil hiçbir ülkenin müdahale etmemesi gerekir.
Biz kendi ülkemizde türbanla ilgili bir sorun varsa anayasaya, yasaya koyalım. Tek başına iktidara gelen bir hükümet yalnız türbanı değil, istediği kıyafeti de yasaklayabilir. Niyet kötü olduktan sonra her şeyi yapabilir.
Türkiye bu sıkıntılı günleri aştı. Bunu yapmak isteyen bir iktidar halktan oy alamaz. Bu konu Türkiye’de kapandı.
Azerbaycan meselesini Türkiye kamuoyunda yeniden açmak, bence Türkiye’yi karıştırmak demektir; bundan İsrail’in yarar sağlayacağını düşünüyorum. Sakin ve selim kafayla düşünmek lazım.
‘İki devlet, tek millet’ sözünü Haydar Aliyev söylediğinde Azerbaycan’daydım. Yanlış hatırlamıyorsam Özal’la ya da Demirel’le gittiğimizde söylenmişti. Müthiş bir cümleydi.”
Soru: Asıl iç işlerine karışmak, Cumhurbaşkanı başdanışmanının görevden alınmasını istemek ve bu talep doğrultusunda görevden alınmasıdır. Bazı gazetecilerin görevden alınması istendi; Türk vatandaşlarının Azerbaycan’a girişi yasaklandı. Bunlar mı iç işlerine karışmak?
OU: Bir devlet görevlisi, belki siyasetçi eleştirebilir. Ama Cumhurbaşkanı başdanışmanının böyle bir demeç vermesi, Türkiye’nin resmî yoldan Azerbaycan’ın iç işlerine karışması demektir. Ben böyle yorumluyorum.
Siyasetçiler ve gazeteciler başka ülkelerdeki gelişmeleri eleştirebilir. Avrupa Birliği’nde yaşananları biz de Türkiye’den eleştiriyoruz. Fakat diplomasi çok ince bir çizgidir.
Devlet görevlisinin açıklamasının iki ülke arasında gerginlik yaratacağını bilmek gerekir. Oktay Bey Cumhurbaşkanı başdanışmanı olarak değil, AK Parti milletvekili olarak konuşsaydı bunu anlayışla karşılardım. Siyaset eleştirmektir.
Erdoğan’ın farklı şapkaları var: Devlet başkanı, yürütmenin başı, AK Parti Genel Başkanı ve Varlık Fonu Başkanı.
Devlet başkanı sıfatıyla Azerbaycan’ın kararlarını eleştiremez; AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla görüş açıklayabilir. Siyasi eleştiriyle devlet adına yapılan açıklamayı birbirinden ayırmak gerekir.
Devlet adamı olmanın vasfı, devleti tahakküm altına sokacak cümlelerden kaçınmaktır. Görüşünüze saygı duyuyorum ama beni ikna edemediniz; benim görüşüm de bu. Demokrasi zaten hepimizin aynı görüşte olmaması demektir.
Siyaseten biz eleştirebiliriz; gazeteciler, televizyoncular eleştirebilir. Ancak Cumhurbaşkanı başdanışmanının resmî görevi var. Türk dış politikası açısından ağzından çıkan her söz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bağlar.”
